Kerbelâ'nın mesajı: Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt
Kerbelâ, sadece 61 Hicrî yılında yaşanmış bir facia değildir. Kerbelâ, hak ile batılın kıyamete kadar sürecek mücadelesinin adıdır. O gün Fırat kıyısında Hz. Hüseyin'in şahsında hedef alınan yalnızca bir insan değil; adalet, hakikat ve İslam'ın asli ruhuydu. Bu sebeple Kerbelâ, tarihte kalmış bir hadise değil, her çağın vicdanını sorgulayan ilahî bir imtihandır.
Hz. Peygamber'in (sav) göz bebeği, Ehl-i Beyt'in mümtaz şahsiyeti Hz. Hüseyin, makam veya iktidar için değil; İslam'ın özünü korumak, dini siyasetin ve şahsi ihtirasların aracı olmaktan kurtarmak için mücadele etmiştir. Çünkü o gün halife sıfatını taşıyan Yezid'in uygulamaları, İslam'ın temel esaslarıyla bağdaşmayan bir yönetim anlayışını temsil ediyordu. Bu durum yalnızca Hz. Hüseyin'i değil, Müslüman toplumun vicdan sahibi bütün fertlerini rahatsız etmişti.
Kûfe'den gönderilen binlerce davet mektubu da bunun en açık göstergesidir. İnsanlar Hz. Hüseyin'i hak ve adalet mücadelesinin öncüsü olarak görüyor, onu davet ediyordu. Ancak tarih, çoğu zaman ihanetlerle de yazılır. Siyasi hesaplar, makam hırsı ve korku, verilen sözlerin unutulmasına sebep oldu. Sonuçta Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 sadık yol arkadaşı Kerbelâ'da şehit edildi; kadınlar ve çocuklar esir alındı.
Bugün Kerbelâ'yı sadece matemle anmak yeterli değildir. Asıl mesele, Hz. Hüseyin'in hangi değerler uğruna can verdiğini anlamaktır. Çünkü Kerbelâ'nın mesajı, her çağın insanına hitap etmektedir. Haksızlık karşısında susmamak, zalimin karşısında dimdik durmak, dini menfaat aracı hâline getirenlere karşı mücadele vermek ve hakikatten taviz vermemek... İşte Hüseynî duruş budur.
Ne yazık ki tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de dini; makam, servet, şöhret ve siyasi iktidar uğruna kullanan anlayışlarla karşılaşılmaktadır. Dinin özündeki adalet, ahlak ve merhamet yerine, şahsi hesapların öne çıkarıldığı her dönem, Kerbelâ'nın ruhunu yeniden hatırlamayı zorunlu kılmaktadır. Bugün Hz. Hüseyin'in mücadelesini anlamak, yalnızca geçmişi konuşmak değil; bugünün yanlışlarına karşı da aynı cesaretle durabilmektir. Hüseynî duruş, hakka sahip çıkmanın adıdır.
Bugün Gazze'den Yemen'e, Suriye'den Irak'a kadar İslam coğrafyasında yaşanan her çatışmada aynı senaryonun farklı versiyonlarını........
