Gadir-i Hum ve İslam dünyasının kayıp hafızası
Bazı gerçekler vardır ki insan onları öğrendiğinde sadece yeni bir bilgi edinmiş olmaz; aynı zamanda kendisine yıllarca anlatılmayan bir hakikatin farkına varır. Gadir-i Hum da böyledir.
Bugün Türkiye'de orta yaşın üzerindeki milyonlarca insana sorulsa, çocukluklarında, gençliklerinde veya eğitim hayatlarında Gadir-i Hum Bayramı'nı duyup duymadıkları sorulsa, büyük çoğunluğu aynı cevabı verecektir: "Hayır."
Camilerde büyüyenler, Kur'an kurslarına gidenler, İmam hatiplerde okuyanlar, üniversitelerde eğitim alanlar, Hacca ve umreye gidenler, hatta dinî sohbetlerin içerisinde bulunanlar, bütün bunlara rağmen Gadir-i Hum Bayramı'nı duymadan bir ömür geçirmiştir. Çünkü Türkiye'de ve genel olarak Sünni dünyada Gadir-i Hum, uzun yıllar boyunca ya hiç bilinmemiş ya da sadece Şiilerin kutladığı bir gün olarak anlatılmıştır. Oysa mesele bir mezhebin bayramı değildir. Mesele, İslam tarihinin en önemli hadiselerinden birinin ümmetin ortak hafızasından çıkarılmış olmasıdır.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın bu konudaki hizmeti tam da burada başlamaktadır. Haydar Baş, 20 Eylül 2016 tarihli Yeni Mesaj gazetesindeki yazısında dikkat çekici bir hatırasını anlatmaktadır. Kendisi, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi'nde Veda Hutbesi üzerine hazırladığı tez çalışmasını sunarken bir akademisyenin kendisine, "Keşke Gadir Günü'ne de temas etseydiniz" dediğini aktarır. O gün Gadir-i Hum'u ilk kez duyduğunu ve bunu açık yüreklilikle itiraf ettiğini belirtir. Ardından yaptığı araştırmalar onu İslam tarihinin en önemli gerçeklerinden biriyle buluşturmuştur.
Hicretin 10. yılında, Veda Haccı dönüşünde Mekke ile Medine arasındaki Gadir-i Hum mevkiinde Hz. Peygamber, kendisiyle birlikte bulunan on binlerce sahabeyi topladı ve Hz. Ali'nin elini kaldırarak, "Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır" buyurdu. Arapçada "mevlâ" kelimesi dost, veli, rehber, koruyucu ve idareci gibi anlamlar taşımaktadır. Prof. Dr. Haydar Baş'a göre bu ifade, sıradan bir sevgi veya dostluk beyanı değil, ümmetin geleceğine dair önemli bir yönlendirme ve sorumluluk çağrısıdır.
Ehl-i Beyt geleneğinde Gadir-i Hum'un önemi yalnızca Hz. Ali'nin velayetiyle sınırlı görülmez. Aynı zamanda Maide Suresi'nin "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim" ayetiyle ilişkilendirilerek İslam'ın kemale eriştiği gün olarak değerlendirilir. Bu sebeple Gadir-i Hum hadisesi, Ehl-i Beyt dünyasında Hz. Ali'nin velayet ve imametinin ilan edildiği gün olarak kabul edilmiş; İslam tarihinde de asırlardır üzerinde konuşulan en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Aslında bu hatıra sadece Haydar Baş'ın değil, bütün bir neslin hikâyesidir. Bugün birçok insan kendi hayatına baktığında benzer bir tablo ile karşılaşmaktadır.
Gadir-i Hum hadisesinin dikkat çekici yönlerinden biri de yalnızca Ehl-i Beyt kaynaklarında değil, Sünni kaynaklarda da geniş şekilde yer almasıdır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın çalışmalarında dikkat çektiği üzere, Gadir hadisi yaklaşık 220 Sünni âlimin eserinde rivayet edilmiş ve İslam........
