menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suyun bile fiyatı var: Suyun metalaşması

25 0
monday

Bir insanın susuz ne kadar yaşayabileceği bellidir. Ama asıl sorumuz veya yazımız bununla alakalı değil. Asıl sorumuz şu: Günümüzde, insan, kendisine ait olması gereken suya ulaşmak için ne kadar para ödemek zorunda?

Tatlı su, yani içilecek, yaşanacak, nefes alınacak su, insan hayatının en temel koşuludur. Hiç kimse suyu icat etmedi. Hiçbir şirket bir nehri üretmedi, bir kaynağı yaratmadı, bir yeraltı suyunu var etmedi. Buna rağmen bugün dünyanın birçok yerinde insanlar, kendi yaşadıkları toprağın suyuna erişemez hale gelirken, aynı su şişelenip satılıyor, ruhsatlandırılıyor, çıkarım haklarıyla şirketlerin kontrolüne veriliyor, madencilik projelerine tahsis ediliyor. Başka bir deyişle, hayatın kaynağı, hayatı sürdürenlerin elinden alınıp sermayenin malına dönüştürülüyor.

Ben bunu sadece bir ekonomik bir mesele olarak görmüyorum. Bu, açık biçimde ahlaki, siyasal ve insani bir meseledir. Çünkü mesele yalnızca suyun kullanımı değil, suyun kim için var olduğu meselesidir. Bir köyün, bir yörenin, bir mahallenin, bir tarım havzasının yüzyıllardır kullandığı su; bir ruhsat, bir sözleşme, bir şirket tahsisi, bir maden projesi ya da bir şişeleme tesisiyle o insanların elinden alınabiliyor. Sonra da aynı insanlara, ellerinden alınan su, "ürün" olarak geri satılıyor. Suyun metalaşması tam olarak budur. Bu yüzden suyun metalaşmasından söz ederken, yalnızca devletlerin baraj yapmasından ya da enerjide su kullanmasından bahsetmiyorum. Asıl mesele, bir su kaynağının halkın ortak varlığı olmaktan çıkarılıp belli özel ellerin kâr alanına dönüştürülmesidir. Suyun, yaşamı koruyan bir hak olmaktan çıkarılıp parası olanın erişebildiği bir mala çevrilmesidir.

Bu durumu ilk başlarda Latin Amerika........

© Yeni Mesaj