menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İngiltere, Çin ve değişmeyen denge arayışı

5 1
29.01.2026

Büyük güçler arasındaki rekabet artık yalnızca askeri ve diplomatik alanlarla sınırlı değil; ekonomi, teknoloji ve ticaret bu mücadelenin ana eksenini oluşturuyor. Bu karmaşık ortamda İngiltere, Başbakanı Keir Starmer liderliğinde Çin ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açıyor gibi görünüyor. Ancak bu sayfa gerçekten köklü bir kopuşu mu temsil ediyor, yoksa uzun süredir izlenen pragmatik çizginin güncellenmiş bir versiyonu mu?

İngiltere - Çin ilişkilerini anlamak için son on beş yıla bakmak gerekiyor. 2010'lu yılların başında, özellikle David Cameron döneminde, Londra yönetimi Çin ile ekonomik ilişkileri derinleştirmeyi açık bir hedef olarak benimsedi. "Altın çağ" söylemi, Çin sermayesini ülkeye çekme arzusunun sembolüydü. Altyapı, enerji ve finans sektörlerinde kurulan iş birlikleri bu yaklaşımın somut örnekleri olarak öne çıktı. Çin, İngiltere açısından hem büyük bir pazar hem de önemli bir yatırım kaynağıydı.

Bu iyimser tablo uzun sürmedi. 2016 sonrasında değişen küresel siyasi iklim, Çin'e yönelik algıyı da dönüştürdü. Güvenlik endişeleri, teknoloji alanındaki rekabet ve insan hakları tartışmaları, İngiltere'nin daha temkinli bir politika izlemesine yol açtı. Özellikle Muhafazakar hükümetler döneminde siyasi söylem sertleşti, bazı kritik teknoloji alanlarında kısıtlamalar getirildi. Ekonomik bağlar tamamen kopmasa da diplomatik mesafe belirgin biçimde arttı.

Keir Starmer'in iktidara gelmesiyle birlikte bu mesafeli yaklaşım yeniden gözden geçirilmeye başlandı. Starmer'in Çin ziyareti, Londra'nın Pekin'i tamamen dışlamak yerine kontrollü ve çıkar temelli bir ilişki kurmak istediğini gösterdi. Bu tutum ilk........

© Yeni Mesaj