menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nereye Gidiyoruz

3 0
previous day

Kıbrıs’ın en güzel ayları Mart ve Nisan aylarıdır. İlkbahar bütün güzelliğiyle bu aylarda kendini gösterir. Adamız önce yeşile bürünür, ardından sarı, sapsarı çiçekler kendini gösterir. Aralarda kırmızı laleler boy gösterir.

Bu arada geceler kısalır, günler uzar. Karanlıklar azalır, aydınlıklar çoğalır.

Biz ise bu güzelim günleri doyasıya yaşamak ve ilkbaharın nefis kokusunu içimize çekmek varken nelerle uğraşıyoruz.

Kaç gündür insanımız sokaklarda direniyor. Kamuda hizmet neredeyse sıfır. Okullar, hastaneler, bütün devlet daireleri genel grev nedeniyle çalışmıyor.

Çocuklarımız eğitim, hastalarımız sağlık hizmeti, insanımız devlet dairelerinden hiçbir hizmeti alamıyor.

Bunun nedeni ilk bakışta genel grev gibi görünse de asıl neden bu ülkeyi yönettiğini iddia eden hükümetin kendi beceriksizliğinin yükünü çalışanların sırtına yüklemeye çalışmasıdır.

Çalışanlar bu duruma isyan ettiler. İsyan ateşi günden güne büyüdü. Şimdi artık tüm ülkeyi sardı.

Çalışanlar “önce siz ne kadar yükü omuzlayacağınızı gösterin, eğer yeterli bulursak biz de bu yüke omuz verebiliriz, ama bütün yükü bize taşıtamazsınız, buna izin vermeyeceğiz” dedi.

Böylece Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşam durdu. Elbette yaşamın durmasını kimse istemez. Ama hükümetin beceriksizce aldığı kararların ortaya çıkardığı ağır yükü de kimse taşımak istemez.

O nedenle çalışanları ve onların örgütlü gücü sendikaları suçlamadan önce öngörüsüz kararlarla kamu maliyesini batıran hükümeti suçlayın.

Bu hükümet son iki yıldır kamu maaşlarını ödemek için bankalardan kısa vadeli borç alıyor.

Bankalar borç parayı, hükümetin kara kaşına, kara gözüne vermiyor. Karşılığında uygun, hatta biraz da yüksek faiz alıyor. Bu faizi de elbette hükümet üyeleri kendi ceplerinden ödemiyor. Bu faiz farkını kamu maliyesinden, yani bizim ortak hesabımızdan ödüyorlar.

Maliye bakanlığı önceki gün bu borcun faizini ödemek için de borç para almak için ihale açtı.

Bu duruma düşen bir şirketin sonunun ne olduğunu herkes bilir. Bu şirket batmış demektir. Bu durumdaki şirketlere hiçbir banka borç vermez.

Peki bu şirket değil de devlet olursa ne olur?

Kendi parası olan ve istediği zaman karşılıksız para basarak piyasaya süren normal devletler belki enflasyonu azdırır, kendi parasını yabancı paralar karşısında değersizleştirir ama sonuçta bu onun tercihidir.

Ama kendi parası olmayan bizim gibi başka bir ülkenin parasını kullanan ülke bu krizi nasıl aşabilir?

Bunun birinci şartı giderleri kısmak, gelirleri artırmaktır. 4 yıllık görev süresi içinde onlarca üst kademe yöneticisi değiştiren, hala değiştirmeye devam eden ve kimsenin sayısını açıklamadığı müşavir ordusu yaratan bu hükümet giderleri kısabilir mi?

İhtiyaç olan yerlere değil, kendi yandaşlarını rahat edecekleri dairelere dolduran ve devletin maaş kalemini orantısız artıran bu hükümet giderleri nasıl kısabilecek?

Ayrıca Türkiye’den gönderilen ve kamu mallarını peşkeş çektikleri şirketlere vergi indirimi, vergi bağışı ve milyonlarca dolar ya da euro’luk ek ödemeler çıkaran bu hükümet kamu maliyesini nasıl dengeleyebilir?

Bütün bu beceriksizlikler ve basiretsizlikler sonucunda oluşan mali yükü emekçilerin sırtına yıkmak için Ortadoğu’da yaşanan savaşı gerekçe yaptılar.

Halbuki bu savaş henüz yeni başladı. Sonuçları elbette çok ağır olacak. Ama bütün dünya bu savaşın sonuçlarını kendi ülkesinin emekçileri hissetmesin diye önlemler alırken bu ülkeyi yönettiğini iddia eden bu hükümet hiçbir tedbir almadan doğrudan emekçilerin cebine el atıyor.

Bunu da açık açık, hiç saklamadan yapıyor. Öyle ki günlerdir sokaklarda direnen emekçilerin üzerine polisi, itfaiyeyi sürerek emekçileri düşman gibi görüyor.

Ben soruyorum “Nereye Gidiyoruz”?

Nasıl bir ülke yarattınız?

Emekçiyi, emekliyi, öğretmeni, memuru, esnafı, işçiyi, üreticiyi, sanayiciyi, tüccarı özetle ülkenin bütün çalışanlarını ve 30-40 yıl çalışarak emekli olan binlerce insanı düşman olarak gören bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Bu gerçekten kabul edilemez.

Düşün artık bu ülkenin sırtından.

Evet siz bu halktan almadığınız yönetim yetkisini, halka rağmen 4 yıldır kullanıyorsunuz.

Ve halk sözünü söyledi. 


© Yeni Düzen