Gerçek anlamıyla etiğiyle ilkeleriyle gazetecilik!
Gazetecilik mekteplerinde veya kurslarında öğretilen “gazetecilik” ile Kıbrıs adasının her iki tarafında yapılan gazetecilik, bahsettiğimiz mekteplerde veya kurslarda “öğretildiği” anlamda veya değerde “ideal” değildir!
Türkiye’de bu meslek, “ilkesel” veya “etik” anlamda tamamen yerlerde sürünür haldedir!
Gazeteciliğin temel kuralları vardır…Temel ilkeleri…Etiği falan…
Haliyle eli kalem tutan veya ağzı laf yapan herkes, “ben de gazeteciyim” dememelidir!
Üç ayrı coğrafyadan söz ettim; bu coğrafyaların mesela iki tanesinde, Türkiye ve KKTC’de, dileyen, “gazeteciyim” diyebilmektedir!
Haaa çeşitli meslek örgütlerine “üyelik” falan aranmaktadır…
Bizde de Sarı Basın Kartı Komisyonu’nun koyduğu kuralları yerine getirmeyene “basın kartı” verilmez ve kişi resmi ya da yasal anlamıyla “gazeteci” sayılmaz ama bu da ayrı bir tartışma konusudur!
Gazetelerin “tanıtma kartları”ndan tutun, kişilerin kendi bilgisayarlarında kendileri için hazırlayabildikleri onlarca farklı “basın kartı” söz konusu olabilir veya yurt dışından herhangi bir “gazetecilik” örgütünden “belge” ya da “kart” alanlar olabilmektedir!
Amacım, hedefim veya bu yazıdaki “aklım”; birine gazetecilik öğretmekle ilgili değildir…
Son zamanlarda, ceza yasaları ile getirilen bir sınırlamadan söz etmek istiyorum… “Masumiyet karinesi”nin, kamuya mal olmuş kişiler için de geçerli olması…
Bunu hala tartışıyor olmanın bir anlamı yok…
Çünkü kamuya mal olmuş – ünlü bir kişinin açık isim ve görüntüsü yayınlanamayabilir ama adının ilk harfleri hatta mesleği, ne yaptığı, geçmişte ne yapıyor olduğu açıkça yazılabilir…
Dediğim gibi, hedefim birini ya da birilerini eleştirmek değildir…
Sadece düşüncelerimi, yazıya dökmeye çalışıyorum…
Mesela, Başbakanı aklamak gibi bir niyetim yok… Ama “gazetecilik”te, başbakanın aklanmaya ihtiyacı da........
