Yaralanmışlıklar zinciri
Yalnızlık anlarında hissedilen iç ürpertisi, hayatla, başkalarıyla ne kadar güçlü bağlar kurmuş olursan ol bir kırılganlığın, tek başınalığın ayırdına vardığın o anlar; kendi belleğinle, sadece sana ait olan iç dünyanla baş başa olduğun, bazı suçluluk duyguları ile kıvrandığın, başına gelen adaletsizliklere isyan ederken kendi sakarlıklarını da sorguladığın o varoluş sıkıntıları başa çıkılmazdır kimi zaman. Belki de bu nedenle tek başına kalmaktan korkar, kendini kalabalıklara, iç sesini işitemeyeceği gürültülü ortamlara sürükler pek çok insan. Kimi insanlar kendi iç seslerini işitmemek için çok konuşurlar ya da bir saplantının peşine takılıp huzursuzluk veren bütün diğer şeyleri soldururlar.
Bir zamanlar aşkın bile böyle bir işlevi olduğunu düşünmüştüm. Acı veren bütün diğer şeyleri gölgeleyip hayatın merkezine tek başına oturabildiği, bir odak haline gelebildiği için. Aşk acısı çeken pek çok insanda gözlemlediğim hayat hikayelerinin bütün kederini bu duyguya yüklemeleri, bir insanı hayattaki bütün acılarının sorumlusu kılmaları, mucizevi kurtuluşu gerçekleştirmediği için onu suçlamaları.
Esas mucize iki insanın birbirine aynı yoğunlukla akması, hikayelerini, çocukluklarını şefkatle buluşturmasıdır belki de. Hollywood’un Yeşilçam’ın belirlediği bir aşk algısı olmuştur geçmiş kuşakların. Gerçekleşmesi çok zor bir özleme dönüşmüştür aşk. Adanmışlığın kendisi huzursuzluk veren iç dünyadan kaçma kendi yerine........
