menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Köpek Balığı Saldırısı Değil, Ölçme-Değerlendirme Saldırısı

5 0
08.06.2026

KKTC’de kolejlere giriş sınavında 10-11 yaş grubu çocukların önüne konulan “Shark Attack” sorusu, yalnızca kötü bir görsel seçimi değil; pedagojiden çevre bilincine, çocuk psikolojisinden deniz kültürüne kadar uzanan daha derin bir eğitim aklının röntgenidir.

KKTC’de kolejlere giriş sınavında 10-11 yaş grubu çocukların önüne konulan “Shark Attack” sorusu, yalnızca kötü bir görsel seçimi değil; pedagojiden çevre bilincine, çocuk psikolojisinden deniz kültürüne kadar uzanan daha derin bir eğitim aklının röntgenidir.

KKTC’de kolejlere giriş sınavının İngilizce bölümünde 10-11 yaş grubu çocukların önüne konulan bu soru, yalnızca kötü seçilmiş bir görsel değildir. Eğitim sisteminin çocuğa, doğaya, pedagojik duyarlılığa, denetime ve deniz kültürüne nasıl baktığını gösteren küçük ama oldukça açıklayıcı bir belgedir.

Görsel ortada: Denizde saldırıya uğramış bir çocuk, kan, panik, ağzını açmış bir köpek balığı ve kolu kopmuş şekilde resmedilmiş bir beden. Üzerine de tertemiz bir İngilizce başlık: “Shark Attack”.

Ne incelikli bir ölçme-değerlendirme anlayışı.

10-11 yaş grubu çocuklar sınav salonuna zaten kaygıyla giriyor. Aile beklentisi, okul yarışı, gelecek baskısı ve sınav stresi yetmezmiş gibi, karşılarına bir de kanlı, şiddet yüklü, korku filmi estetiğine yaslanan bir görsel çıkarılıyor. Böylece çocuk yalnızca “attack” kelimesini bilip bilmediğini göstermiyor; aynı zamanda kolu kopmuş bir çocuk görüntüsü karşısında ne kadar soğukkanlı kalabildiğini de ispatlamaya davet ediliyor. Demek ki test artık sadece dil becerisini değil, travmaya dayanıklılığı da ölçüyor. Eğitimde çok yönlülük dedikleri bu olsa gerek.

Mesele köpek balığı meselesi de değildir. Köpek balıkları deniz ekosisteminin önemli canlılarıdır. Onları çocukların zihnine “kana susamış canavar” olarak yerleştirmek, çevre bilinciyle de bilimsel eğitimle de bağdaşmaz. Dünyada çocuklara doğayı sevdirmek, canlıları tanıtmak, ekolojik dengeyi anlatmak için çaba harcanırken, biz denizi suç mahalli, hayvanı fail, çocuğu kurban olarak sunmayı başarmışız. Doğrusu çevre eğitimi adına hayli özgün bir katkı.

Üstelik bu mesele yalnızca çevre bilinciyle de sınırlı değildir. Kıbrıs gibi denizle çevrili bir coğrafyada çocukların denizle, yüzmeyle, yelkenle, dalışla ve özellikle sörf gibi su sporlarıyla daha fazla buluşması gerekirken, test kitapçığında deniz bir yaşam alanı olarak değil, saldırı sahnesi olarak gösteriliyor. Zaten son derece zayıf olan su sporları........

© Yeni Düzen