menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD’nin Çin çıkartması: Ne gördük?

16 0
18.05.2026

Trump Yönetiminin Çin çıkartması bitti, ABD Başkanı evine döndü ve sinirle İran’ın Hürmüz’de geçiş sistemi düzenlemeleri ile ilgili kararlarını öfkelenerek okudu. Ne diyelim ziyaret- çok iyi geçmiş bir ilk buluşma heyecanında Trump- ne Doğu ne de Batı cephesinde çok bir şey değiştirmiş görünmüyor. Yine de önemini ve verilen bazı mesajların ABD ve Çin ilişkileri ve her iki ülkenin stratejik duruşu için çok şey anlattığı gerçeğini yadsımamak gerek. Öyle ki Putin, taaa Kremlin’lerden kalkıp Beijing’e gelip neler oluyor diye sormak konusunda tetiklenmiş görünüyor. Eminim, Rusya’da Moskova-Beijing ilişkilerinin ne kadar özel olduğu konusunda temin edilecek, belki de Putin, Trump’ın huşu içerisinde gezdiği ve “dünyanın en güzel gülleri bunlar” mealinde iltifatlar savurduğu aynı gül bahçesinden gül koklama şansına erişecektir. Zaten kimi bahçelerde, Trump, Xi’ye dönüp sordu: Benden önce kim ziyaret etti buraları, başkalarını da getiriyor musunuz buralara. Çin devlet başkanı büyük bir tecrübe ile çok az kişinin ziyaretine izin verildiği, güllerin arasında gezme şansına çok az liderin, örneğin Putin’in, mazhar olduğunu söyledi. Bu sahne üzerinden dahi binlerce espri yapabiliriz ve açıkçası kendimizi zor tutuyoruz, ama ciddi işlere dönmek zorundayız. Ve ciddi işlere döndüğümüzde de şunu itiraf etmeliyiz: Çin diplomasisinin yumuşak anlatıları zafer formatına sokmak konusunda büyük bir mahareti var. ABD heyetinin “çocuklar gibi şen” Tiananmen’in kıyıcığında bekleyiş hallerinin ABD Kongresinde biraz buruk karşılanmasının nedeni bu. ABD’nin eski Çin büyükelçisi, tabi Biden zamanı sertlik politikasının bir neferiydi kendisi, Nicholas Burns şöyle ifade etmiş: “Biraz zayıf göründük sanki”.

Boşanmadan aşk tazelemeye

Dünya “kim kimin önünde daha çok selam durdu” tartışadursun, her iki ülkenin de karşısındakinin statüsü ile ilgili bir şey söyleyebilme alanını birbirine tanıdığı bir ziyaret oldu. Bu bakımdan, 2015 sonrası sıklıkla tartışılan “sert mi yumuşak mı decoupling” olacak sorusu farklı bir cevaba ulaşmış oluyor. Decoupling terimi bize şunu anlatıyordu. ABD ve Çin’in arasında müthiş bir karşılıklı bağımlılık var. Bunlar adeta ortak ekonomik evi paylaşan evli bir çift gibi; bankada ayrı hesaplar var, ortak hesaplar, ortak yatlar, katlar, yazlıklar -aklınıza ne gelebilirse ortak bir sürü şey var. Bu karşılıklı bağımlılık bizi aslında şaşırtmıyor. Bu tür bir karşılıklılık esasen ABD’nin kararı ile inşa edildi çünkü (ve bence 2010’larda ABD zamanında aldığı bu karardan- Çin’e kucak açayım kararından çok pişman oldu-). ABD, Çin’deki ekonomik açılış başladığında bunu bir dönüşüm hamlesi olarak yorumladı, zaten Soğuk Savaş’ın sonu ve hemen sonrasında ABD çok çok güçlüydü. Doğru düzgün rakibi yoktu. Dedi ki; Çin büyük bir pazar olarak hem bölgesel hem de küresel ekonominin parçası olsun-ki o zaman ABD’nin Asya-Pasifik’te teknolojik atılım konusunda gerçekten korktuğu odak Japonya idi- böylece ben kendi pazarımın kendi ulaşım hattını büyütürüm ve birileri de Japonlara Asya’daki tek mucize olmadıklarını gösterir. ABD’nin küresel ekonomik düzenin lideri olduğu yıllar, küresel liberalizmin zaferi, ABD’nin zaferi olarak görülüyor. Ancak bu zaferin küçük bir yan etkisi oldu: Çin’in küresel yükselişi. Bugün ABD ve Çin küresel pazarı ve birbirlerinin pazarını besleyen dünyanın en büyük iki ekonomisi (G2) olarak geçiyor. Bu iki ekonominin birbirinden tamamen bağımsızlaşması yani birbirlerinden ekonomik olarak boşanmaları da decoupling olarak tarif ediliyor. Yumuşak ayrılış, ABD ve Çin zamana yayılmış bir şekilde anlaşarak ve belki aralarında bölüşüm yapa yapa boşanacaklar demek; sert ayrılış ise bu iş savaşa-savaşa olacak, iki taraf da birbirinin boğazını sıkarak boşanacak demek. Trump’ın ilk dönemi MAGA’nın emekleme dönemiydi. O dönemde Çin ile başlatılan ticaret savaşı (Trump yönetimi bilerek ekonomik boşanmaya öncelik........

© Yeni Birlik