Anahtar Kelimeler – Savaş ve Barış
“Savaş” ve “barış” kelimeleri yan yana geldiğinde aklımıza hemen Rus edebiyatının büyük yazarı Tolstoy’un eseri gelir. Tolstoy’un bu iki kelimeyi bu kadar hacimli bir eserin adı yapması, bu kelimelerin hem öneminin hem de birbirini tamamlayan özelliklerinin bir referansıdır. Âdeta savaşın ne olduğunun barışta ve barışın ne olduğunun savaşta anlaşılmasının kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır.
Avrupa Aydınlanması’nın önemli isimlerinden ve Jean-Jacques Rousseau ve Adam Smith gibi isimlerinden öncülerinden biri olan Charles-Louis de Secondat yâni bilinen adıyla Baron de Montesquieu (1689-1755), 1734 târihli Romalıların Büyüklüğü ve Düşüşlerinin Sebepleri Hakkında Tartışmalar adlı eserinde savaş ve barış kavramlarına şöyle gönderme yapmaktadır:
“Dünyayı yöneten tâlih değildir. Belli bir planın rehberliğiyle sürekli bir başarılar dizisine ve bir diğerini izlediklerinde kesintisiz felaketler dizisine sahip olmuş Romalılara sorun. Her monarşide onu yücelterek hareket eden ahlakî ve fizikî nedenler vardır. Onu koruyan ya da fırlatıp yere atan. Tüm arızalar bu nedenler tarafından kontrol edilir. Ve şans eseri bir savaş – yani belirli bir neden – bir devleti mahvederse, genel bir neden devletin tek bir savaşta yok olmasını zorunlu hale getirmiştir. Kısacası, ana yönseme onunla tüm arızaları sürükler.” (1)
Montesquieu’nun bu yorumunu, Thomas C. Patterson, Antropolog Marx adlı çalışmasında Raymond Aron’un şu yaklaşımıyla ilişkilendirir:
“Görünüşte rastlantısal gidişatın arkasında, onlara açıklama getiren, onların altında yatan nedenleri kavramalıyız. Montesquieu Roma’nın tarihsel gelişmesini iki evreye ayırmıştır: Bir yanda devletin ve hükümetin uyum ve dengesi vardır, diğer yanda devletin amaçları ve halkı birleştiren değerler, ilkeler veya ruh arasında çelişkiler vardır. Bu krizlerin tarihin diyalektiktiği, onun motorudur.” (2)
Raymond........
