Kültür ekonomisi
Uzun yıllar boyunca kalkınma denildiğinde akla fabrikalar, üretim bantları ve altyapı yatırımları geldi. Oysa 21. yüzyıl, ekonomik gücün yalnızca fiziksel üretimle değil; fikir, tasarım, hikâye ve kültürel üretimle de şekillendiği yeni bir dönemi işaret ediyor. Artık ülkelerin rekabet üstünlüğü, sadece ne ürettikleriyle değil, ürettiklerine hangi anlamı yükledikleriyle de ölçülüyor. İşte bu yeni gerçekliğin adı, kültür ekonomisidir.
Kültür ekonomisi; sinemadan müziğe, yayıncılıktan dijital oyunlara, tasarımdan mimariye, festivallerden gastronomiye kadar geniş bir üretim alanını kapsar. Ancak onu değerli kılan yalnızca ekonomik hacmi değildir. Kültür ekonomisi, bir toplumun hafızasını, estetik anlayışını ve yaşam biçimini ekonomik değere dönüştürebilme kabiliyetidir. Bu yönüyle kültür, tüketilen bir faaliyet değil; üreten, istihdam sağlayan ve uluslararası etki oluşturan stratejik bir sermayedir.
Kamuoyunda sıkça anlatılan ve Winston Churchill’e atfedilen bir hikâye vardır. İkinci Dünya Savaşı sırasında savaş bütçesi için kültür harcamalarının kısılması önerildiğinde, Churchill’in “Öyleyse neyi savunuyoruz?” dediği........
