menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bediüzzaman’ın ruh dünyasındaki ilk sual

13 0
26.03.2026

İslâm tarihinin en fırtınalı dönemlerinden birinde yaşayan, ömrünü Kur’ân hakikatlerinin ispatına ve neşrine vakfeden Bediüzzaman Said Nursî, her anını “Sünnet-i Seniye” dairesinde tanzim etmiş bir dava adamıdır. Onun bütün eserleri, aslında kâinattan gelen suallere Kur’ân’ın eczanesinden sunulan manevi reçetelerdir. Peki, asrın bu büyük mütefekkiri, “Hayatımın gayesi” dediği ve davasına rehber edindiği Resul-u Ekrem (asm) ile bizzat görüşseydi, ona ilk suali ne olurdu?

Asrın Yarasına Manevî Merhem Arayışı

Bediüzzaman’ın telifatına ve hayat kronolojisine bakıldığında, onun şahsî ikbalden ziyade “umumun selameti” üzerine odaklandığı görülür. Dolayısıyla, Peygamber Efendimiz (asm) ile mülâki olduğunda soracağı ilk soru, şahsî bir talep değil, ümmetin düştüğü bu dehşetli “iman zaafiyeti” ve “fen fenalığından gelen dalâlet” üzerine olurdu.

Muhtemelen ilk suali, “Ya Resulallah! Bu asrın fen ve felsefeden gelen şüphelerine karşı, Kur’ân-ı Hakîm’in sarsılmaz burhanlarını kalplere en kısa ve en tesirli yoldan nasıl yerleştirilebilir?” şeklinde tecelli ederdi. Çünkü o, Eski Said döneminden itibaren İslâm dünyasının geri kalış sebeplerini teşhis etmiş, kurtuluş reçetesinin ise ancak “tahkikî iman” ile mümkün olacağını görmüştür. Risale-i Nur’un dört ana esası olan “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” yolu, aslında bu büyük sualin ameli bir cevabıdır.

Sünnet-i Seniyye ve Hayat-ı İçtimaiye

Bediüzzaman için Peygamber Efendimiz (asm) sadece bir tarih figürü değil, her an diri olan ve hayatın her alanına nüfuz etmesi gereken bir rehberdir. O, hayatı boyunca “Sünnet-i Seniye’ye ittiba etmeyen, hakikî dindar olamaz” düsturuyla hareket etmiştir. Bu sebeple, huzur-u Risalette soracağı ikinci bir başlık, şüphesiz “iman hizmetinin sosyal hayattaki yansımaları” üzerine olurdu.

Zira ahirzamanın fitneleri içerisinde şahsî ibadetin........

© Yeni Asya