Zamansız değil, namazsız ölmekten korkmak
Kâinatta Allah’ın koyduğu bir tekâmül kanunu vardır. Bu kanuna tâbi olan her şeyin, gelişip büyümesi ve sonra yaşlanıp ölmesi söz konusudur. Bu kanundan kâinat dahil hiçbir şey kendisini kurtaramaz. Bir gün gelir, ömrünü tamamlar ve bu dünyadan göçüp gider.
Kâinatın küçük bir özeti olarak yaratılan ve mahlûkat içinde en şerefli varlık olan insan da, ecelin pençesinden kendisini kurtaramaz. Her ne kadar bu dünyada ebedî olarak kalacakmış gibi bir hisle yaşasa ve bütün gücüyle dünyaya sarılsa da, kendisine tayin edilen ecel geldiği zaman, istemediği halde çok sevdiği dünyasından sökülüp alınır ve inandığı ya da inanmadığı ahiret âlemlerine sevk edilir. İnsanın ahirete inanması veya inanmaması bu kesin gerçeği değiştirmez.
Bu dünyaya ebedî bir âlemin saadetini kazanmak için gönderilen ve imtihandan geçirilen insanların büyük çoğunluğu, bu imtihandan habersiz olarak yaşayıp, dünyanın her türlü zevklerini ve lezzetlerini tatmak ister. Halbuki, Bediüzzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi “İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve sefa ile ömür geçirmek için gelmediğine mütemadiyen gelenlerin gitmesi, gençlerin ihtiyarlaması ve zeval ve firakta yuvarlanması şahittir.” (Hastalar Risalesi, 3. Nükte)
İmtihan için gönderilen her insanın, özellikle Müslüman olanların asıl vazifesi iman esaslarına inanmak ve ibadet ile Allah’a itaat etmektir. İbadetler içinde de, zengin fakir her Müslümanın yapması gereken ibadet ise, beş vakit kılınması gereken namazdır.
Mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de, yüze yakın ayet-i kerîmelerde namazdan bahsedilir. Bunların bir kısmı zekât ile birlikte........
