“Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba”
Bir zaman, ihtiyarlığa ayak bastığımdan, gafleti idame ettiren sıhhat-i bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini, bütün günahlar, hatiatlar gördüm. Niyazi-i Mısrî gibi feryad eyleyerek dedim:
“Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu heba, / Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber. / Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenha, garip, / Dide giryan, sine biryan, akıl hayran, bîhaber.”
O vakit gurbetteydim. Me’yusâne bir hüzün ve nedametkârâne bir teessüf ve istimdadkârâne bir hasret hissettim.
Birden, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan imdada yetişti. Bana o kadar kuvvetli bir rica kapısını açtı ve öyle hakikî bir teselli ziyasını verdi ki, o vaziyetimin yüz derece fevkindeki ye’si dahi izale eder ve o........
