Çocuklarımız nereye gidiyor?
Allah’a inanan insanlar olarak çocukları bir “emanet” kabul ederiz. O hâlde bu emaneti nasıl taşıdığımızı da sorgulamak zorundayız. Yoksa farkında olmadan çocuklarımızı, başkalarının çizdiği kalıplara göre mi yetiştiriyoruz? Bugün ebeveynlerin, eğitimcilerin ve hatta toplumun genelinde hissedilen huzursuzluk biraz da buradan kaynaklanmaz mı? Bu soruların cevabı, ciddi bir muhasebe ve sağlam bir yol haritası gerektirir.
Son yıllarda sıkça dile getirilen “çocuk merkezli” eğitim anlayışı, niyet olarak kıymetlidir. Ancak uygulamada dengenin kaçtığı da görülür. Ev hayatı çoğu zaman çocukların isteklerine göre şekillenir. Aile büyüklerinin sözü, tecrübesi ve yönlendirmesi geri planda kalır. Komşuluk ilişkileri zayıflar, akrabalık bağları gevşer. “Özgüvenli olsun” derken, başkalarının hakkını gözetme şuuru ihmal edilir.
Evde sınırsız serbestlik tanınır; fakat dış dünyanın kuralları hatırlatılmaz. Maddi imkânlar sunulur; ancak bu imkânların nasıl, nerede ve ne ölçüde kullanılacağı yeterince öğretilmez. Teknoloji sınırsızca erişilebilir hâle gelir; fakat sınır koyma konusunda ya geç kalınır ya da hiç başarılı olunamaz.
Bir başka önemli kırılma noktası ise değerler meselesidir. İnanç, ahiret düşüncesi, sorumluluk bilinci gibi kavramlar zaman zaman “çocuğun psikolojisini etkiler” endişesiyle geri plana itilir. Bunun yerine akademik başarı, maddi imkânlar ve ferdî hürriyet ön plana çıkar. “Biz görmedik, o görsün” anlayışıyla büyütülen çocuk, bir süre sonra ebeveynini yeterli görmez hâle gelir. Farklı rol modeller arar, başka hayatlara özenir.
Aynı evin içinde yaşanır; fakat aynı hayat paylaşılmaz. Aynı çatı altında bulunulur; ancak ortak zaman giderek azalır.
Oysa........
