Hesaplar tutmuyor, millet eziliyor
TÜİK Mart ayında yıllık yüzde 30,87 olarak açıklamıştı. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise bu oran yüzde 54.62 olmuştu. Bu son yıllarda hep böyle oluyor; rakamlar neredeyse iki katına yakın çıkıyor. Halkın hissettiği enflasyon ise bunların da üstünde. Aradaki yaklaşık iki katlık fark, devletin kurumuna duyulan güveni tartışmalı hâle getiriyor.
TÜİK’in; işsizliğin arttığı, ne eğitimde, ne de istihdamda olan eğitimli gençlerin 2,3 milyona ulaştığı, sosyal yardıma muhtaç hane halkının 4.5 milyonu aştığı bir ülkede fakirliğin azaldığını; üstelik fakirlik oranının son 19 yılın en düşük seviyesinde olduğunu açıkladığını da hatırlatalım.
Ocak ayında, “beklenen enflasyona göre” emekli ve çalışanların maaşlarında zam yapılmıştı. Yılın ilk üç ayında bu rakam tutmadı. Ocak ayında emekli aylığına 12,19, asgarî ücrete yüzde 27 zam yapıldı. Merkez Bankası 2026 yıl sonu enflasyon tahmin aralığını yüzde 15–19’dan yüzde 15–21’e çıkardı.
Türk-İş Nisan ayını yoksulluk sınırını 112,7 bin lira, açlık sınırını ise 34.6 bin lira olarak açıkladı. Bu Türkiye’yi yüzde 29.8 yoksulluk oranı ile Avrupa’da zirveye yerleşti! Bu da derinleşen sosyal adaletsizliğin bir göstergesi demek…
2026’nın ilk üç ayında asgarî ücrette 2 bin 819 lira, en düşük emekli aylığında ise 2 bin lira bir değer kaybı yaşandı. Bu tercih, gelir adaletsizliğini daha da büyüttü; emekliyi ve asgarî ücretliyi ciddî bir geçim sıkıntısının içine soktu. Temmuz ayına kadar bu kayıp daha da artacak. Asgarî ücrete “ara zam” düşünülmediği için yılsonuna kadar kayıp çok fazla olacak.
“Asgarî ücreti yukarı taşımak dünyanın en kötü fikri” diyen Merkez Bankası Başkan Yardımcıları oldu. Tepki çeken bu........
