menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bükülmeyen bir elif

7 0
03.04.2026

23 Mart 1960 tarihi, sıradan bir takvim yaprağı değil; seksen küsur senelik bir çileli günlerin, bir iman kalesinin ve bir ihlas abidesinin vuslat nişanıdır. O gün Urfa’da devir kapanmıyor; aksine Bediüzzaman’ın ruhunda filizlenen davanın, kıyamete kadar sürecek bir volkan gibi patlamasına şahitlik ediliyordu.

Bediüzzaman ismi, sadece bir âlimin adı değildir. Bu isim; haksızlık karşısında eğilmeyen bir başın, zindanlarda çürütülmek istense de içinde filiz açan ruhun adıdır. Bediüzzaman, elinde Kur’ân’ın sönmez ve söndürülemez nuruyla tek başına mücadele ediyordu. Barla’nın yalçın kayalıklarından, Afyon’un amansız kışından ve dahi  Denizli’nin rutubetli zindanlarından süzülüp gelen gür seda, asırları delip geçmektedir. “Zalimler için de yaşasın cehennem!”¹ Bu nida, bugünün modernizmine ve imansız felsefesine indirilmiş en ağır tokattır.

Risale-i Nur; tozlu raflarda bekletilen bir kitap değil, yangın yerine dönmüş bir milletin sinesine dökülen zemzem gibidir. Nurculuk; doğrudan doğruya Kur’ân’ın bu asırda anlaşılmasıdır. Sezai Karakoç, bu hakikati şu ifadelerle anlatmıştır: “Bediüzzaman, kabına sığmayan bir zekâ, eşsiz bir hafıza, güçlü bir irade sahibi... Kendisine hocaların güç yetiremediği bir âlim, cesur, ömrünü İslâm için vermiş, feda etmiş bir mücahiddir. Tüm İslâmî eserlerin ortadan kaldırıldığı bir devirde, bir nevi Kur’ân tefsiri olarak Risale-i Nur Külliyatını son derece ağır şartlar altında telif etmiş; ümitsizlere ümit vermiş, bu sebeple hapislere düşmüş, mahkemelerde sürünmüş bir inanç ve ideal kahramanıdır.”²

Bediüzzaman’ın mücadelesi şahsî bir ikbal davası olsaydı; kendi dünya namına zevkini ve huzurunu Ümmet-i........

© Yeni Asya