Yezid’in zulmü Ehl-i Sünnete yüklenemez - (Âl-i Beyt muhabbeti esastır-2)
Nitekim, ilm-i kelâmın büyük allâmesi olan Sadeddin-i Taftazani, “Lânet vaciptir” dememiş; fakat, “Yezide lânet caizdir” demiştir. 1
Buna göre, Ehl-i Şiânın, Ehl-i Sünnete bu meselede muhalefet etmesi doğru değildir ve bir temeli de yoktur.
İran’ın İslâmlaşma süreci-vetiresi hakkında şöyle bir tesbitte bulunur, Said Nursî: “...Ehl-i İran, Hazret-i Ömer’in (ra) âdilâne darbesiyle devletleri mahv ve milletlerinin gururu kırıldığı için, Şiâlar, Âl-i Beyt muhabbeti perdesi altında Hazret-i Ömer’e (ra) ve Hazret-i Ebubekir’e (ra) ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate daima müntakimâne, fırsat buldukça tecavüz etmişler.” 2
Bu nokta ile bağlantılı olarak şunu söylemek mümkün: İran’ın ve ehl-i Şiânın tamamı değil, ama Rafiziliğe varan müfrit kısmının bir hatası şudur: Bunlar, tâ Yezid zamanında Emevîlerin yaptığı vahşetli zulmün faturasını 1400 senedir Ehl-i Sünnete kesip duruyor.
Oysa ki, Sünnîler Yezid’i sevmediği gibi, onun gibi zalimleri de sevmez. Tam aksine, Âl-i Beytin mensuplarını seviyor. Hem de Şiadan ve Alevîlerden ziyade; lâkin, hakikî manada seviyor.
İşte, bu noktayı dikkat nazarlarına sunan Üstad Bediüzzaman, hakperest Alevîleri de insafa getiren şu ifadelerle meseleyi izah ediyor: “Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı Şia-i Velâyetin hakkı yoktur ki tenkit etsin. Çünkü, Ehl-i Sünnet, Hazret-i Ali’yi (ra) tenkis etmedikleri gibi, ciddî severler. Fakat, hadisçe tehlikeli sayılan ifrat-ı muhabbetten çekiniyorlar. Hadisçe, Hazret-i Ali’nin (ra) şiası hakkındaki senâ-yı Nebevî, Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü, istikametli muhabbetle Hazret-i Ali’nin (ra) şiaları (taraftarı), ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Hazret-i İsa Aleyhisselâm hakkındaki ifrat-ı........
