menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsanlar yanmasın diye

8 0
23.03.2026

Nurs Mescidi’nde kılınan akşam namazını müteakip cemaat dağılırken Kur’ân dersi almak isteyen çocuklar hocanın etrafında toplandı. İçi yağ dolu küçük çömlekten yapılan iptidai lambanın dar ağzına tıkanan fitili tutuşturan hoca, yanında oturan Said’e işaret etti, o da ezberlediği sûreyi okuyarak kenara çekildi.

Mescidi kaplayan alaca karanlığın bağrında açtığı sarı aydınlığı korumaya çalışan idare lambasının titrek alevi hareketlenince ışık huzmeleri dalgalandı. Işığın feri azaldıkça yavaşlayan bu dalgalanış, is bağlamış duvarlarda birbirine geçen hareketli gölgeler husûle getirerek bir süre devam etti. 

Hocasının ve arkadaşlarının dikkatini çeken bu ışık hareketlenişine, az önce bir okuyuşta ezberlediği sûreyi hatasız tekrarlayıp hocası tarafından takdir edilmenin heyecanı ile hızlanan nefesinin sebep olduğunu anlayarak gülümseyen Said’in yüz hatları ile birlikte düşünceleri de hareketlendi.

Işık, ateş, kömür, duman, is ve koku iç içeydi bu alevde. Ateşi yakıcı, dumanı boğucu, kömürü karartıcı, isi bulaşıcı, kokusu bayıltıcı idi. Ama akşamın alaca karanlığında onun çevresini saran insanlar, etrafa yaydığı fersiz ışığın hatırına o ateşe, dumana, kömüre, ise, kokuya ister istemez tahammül ediyorlardı. 

NURLA HEMHAL OLMAK İSTEYEN PERVANELER GİBİ

Said, lambanın etrafında helezonî halkalar husûle getiren ışıkla hemhâl olmaya çalışırken nereden geldiği, mescide nasıl girdiği bilinmeyen ‘pervane’ diye de adlandırılan bir kelebek, nuranî temâşâsına ortak olmak istercesine gözlerinin önünden geçti, lambanın etrafında birkaç tur attı ve aleve doğru süzüldü.

Halk arasında baharın müjdecisi sayılan kelebeğin ışığa müştak olduğu âşikârdı. O da lambadan uzaklaştıkça feri azalan ışıkla iktifa etmiyor, nurla hemhâl olmak istiyor gibiydi. Işığa hasretini, alev koruna konarak teskin etmeye kalkınca kanatları biraz ütülmüş olmalı ki hemen uzaklaştı.

Pervanenin ışık etrafındaki pervazını seyreden Said, şahadet parmağını aleve doğru uzattı ise de dokunması ile çekmesi bir oldu. Yanan parmağının acısını azaltmak için gayri ihtiyarî parmağını ağzına götürüp bir süre tuttu. Az önce canı yanan kelebeğin bir daha gelmeyeceğini düşünerek kendisine başka bir meşgale ararken kelebek yine geldi ve geniş daireler çizerek lambanın etrafında dönmeye başladı. 

Said, canının yanmasına mâni olmak için kelebeği lambadan uzaklaştırmanın bir yolunu bulmaya çalışırken kelebek çizdiği daireleri gittikçe daralttı ve kanat yelinden harlanan aleve konmaya çalıştı. Bu sefer ayakları da yanınca can havliyle uzaklaştı. 

Işıktan uzak kalmaya tahammül edemediğinden olsa gere, az sonra tekrar gelen kelebek bu sefer lambanın etrafında dönmedi. Birkaç zikzak çizdi ve pike yaparcasına alevin içine doğru daldı. Alevin bir anlık parlayışının ardından hisleri yakıcı bir vızıltı çıkararak lambanın dibine düştü. Bir iki canhıraş çırpınışın ardından hareketsiz kaldı. 

Bir an bile ondan nazarını ayıramayan Said, onu düştüğü yerden almak maksadıyla uzanacağı sırada başka bir kelebek geldi ve ışığın etrafında dönmeye başladı. O olanları hocasına anlatmak istedi ise de onun talebelerin ezberlerini kontrol edip derse geçtiğini görünce dikkatle dinledi.

“Siz pervaneler gibi ateşe gidersiniz, ben sizi durdurmak isterim.”

Peygamber Efendimizin (asm) bu mealdeki hadis-i şerifini söyleyen Hoca devamlı alevden, ateşten bahsediyordu. Anlattığı şey lambanın alevi, ateşi değil Cehennem’in dehşetiydi. Günah işleyen insanların ahirette Cehennem’in alevleri arasında cayır cayır yanacaklarını söyleyince Said gayr-ı ihtiyarî lambanın önünde yatan kelebeğe baktı.

“Kelebekler yanmasın.”

Şefkat hissiyle zihninden geçen bu temenniyi hocasına söyleyerek kelebeklerin yanmaması için tedbir almasını isteyecekti, ama onun, günahkâr insanların Cehennem ateşi içinde yaşayacakları elim halleri ve çıkaracakları acı feryatları anlatırken âdetâ zevk alan bir his taşıdığını fark edince vazgeçti. 

“İnsanlar yanmasın.” 

Said böyle mırıldandı kendi kendine. Gördükleri ve duydukları karşısında vicdanen sessiz kalamadı. Dersten sonra eve yüreğindeki yanık yarası ile döndü. Annesi Nuriye Hanım, çocuğunun hislerindeki kırgınlığı hemen fark etti. Sebebini öğrenince onun da yüreği yandı. Hâl danışmak için birlikte babanın yanına gittiler.

Günlük işlerle meşguldü Mirza Efendinin zihni. Ancak üç beş ay süren bahar ve yaz mevsiminde, uzun kış ayları boyunca lâzım olan kışlık erzakı, yakacağı, hayvanların yemini, samanını tedarik etmesi gerektiğinden her gün şafak vaktinden yatsıya kadar durmadan çalışması gerekirdi. 

 Aslında onun çok meşgul ve yorgun olduğunu Nuriye Hanım da biliyordu, ama çocuğunun hislerini tahriş eden meseleyi çözmeye, sair işlerden daha çok ehemmiyet verdiğinden onu oyalama veya meseleyi geçiştirme cihetine gitmemiş, onunla birlikte çare aramaya karar vermişti.

Sabah........

© Yeni Asya