Seven sevdiğine sevdiğini söylesin
Bu deneyin tarihî ve ilmî kesinliği tartışmalıdır; ancak anlatımı asırlardır dilden dile dolaşır. Çünkü işaret ettiği hakikat güçlüdür: Bebekler konuşamaz, hatta bir süre sonra hayata tutunamaz. Sebep açlık değil, sevgisizliktir.
Sevginin mahiyeti ise sevenin hâlinde gizlidir. Bazen âb-ı hayat gibi insanı hayata bağlar; bazen de hem dünya hayatını hem ebedî hayatı helâkete sürükler. Nasıl ki insan, gerçekten saf sevgiyi hissettiği yerde kendisi olursa; sevgi de ancak en saf hâlinde kıymet kazanır. Bu ise sevgiyi istikametinde tutan bir niyetle, Allah rızasını merkeze alarak mümkün olur.
Zira Allah’ın rızasıyla yoğrulmayan sevginin, farkında olunmadan bir putçuk olma ihtimali vardır. Rızâ-yı İlâhî gözetildiğinde sevgi arınır; gözetilmediğinde ise menfaatle gölgelenme ihtimali doğar. Ekseriyetle en hafif hâliyle bile karşılık görme beklentisini içinde taşır.
Allah için sevmek, şahsî bir hissiyat olmaktan çıkar; imanî bir ahlâkın tezahürü hâline gelir. Din kardeşliği, kan bağından ya da mizacın uyumundan önce gelen bir bağdır. Çünkü menşeini duygudan değil, imandan alır. Bu sebeple bu kardeşlikte sevgi; alışverişe, beklentiye ya da menfaate dayanmaz. Dayanırsa zaten bozulur.
Bilhassa Risale-i Nur talebeleri arasındaki muhabbet de bu çerçevede anlam kazanır. Bu muhabbet, şahıslara değil; hizmete, imana ve aynı hakikatte buluşan kalplere yöneliktir. Birbirini sevmenin ölçüsü, ne kadar ilgi gördüğün ya da ne kadar takdir edildiğin değildir. Aksine, hiçbir karşılık beklemeden aynı yolda yürüyebilme istikrarıdır. Risale-i Nur’un tarif ettiği uhuvvet; duygusal bir yakınlık değil, imanî........
