Leylaklar
Eski zaman çiçeği gibi nostaljik gelir bana. Zihnimde izi, gönlümde yeri, birkaç da hatırası vardır; biraz hüzünlü biraz güldüren..
Çocukluğumda köyde yaşayan amcamlara gitmiştik. Köyde, Emir hala dediğimiz yaşlı bir akrabayı ziyaret ediyoruz. Ege köylerinde eskiden çift kanatlı tahta kapıları olurdu evlerin (belki yüz yıllık, öyle eski). Kapının tokmağına vurduk. Geniş bir avluya kapı açıldı. Pencereleri ahşap panjurlu, duvarların alt tarafı bordo renkli, bembeyaz kireç boyalı, önünde asma olan tipik köy eviydi gördüğümüz.
Birkaç basamakla çıkılan, hayat denilen geniş sofadan geçip odaya giriyoruz. Gaz lambasının geceden içeriye sinmiş kokusuna tütün kokusu karışmış. Derinden derine de hafif naftalin kokusu.. Dar, uzun sedirler. Kanaviçe işlemeli örtüler. Dantelli perdeler. Pınar başında geyik manzarası resmedilmiş, kırmızı duvar halısı ayrı bir gizemli. Temiz, nezih bir oda..
Hatırladığım şey; samimiyet... Bir de, altın damla kolonya; olmazsa olmazımız. Bu yörede el öpülme adeti yaygın. Hal hatır sorma faslından sonra kahve tepsisi gelir.
Kahve kokusu eşliğinde annemler muhabbete dalmışken, ben de bahçeye çıkıyorum.
Toprak nemli. Belki gece yağmur yağdı belki ev sahibi sabah erkenden bahçeyi suladı. Nedense hafif ıslak, öyle hatırlıyorum. Bir tarafta tulumba ve garip, esrarengiz gıcırtısı, küflü haliyle avlunun bir köşesinde mahzun duruşu..
Dışarıda at arabalarının tıngırtı sesi...
Bir tarafta (yaklaşmamam tembihlenen) eski bir kuyu... Çiçek tarhlarının aralarında taşlı patika yollar var, öyle de şirin.. Yaprakların arasından sarkan öbek öbek leylaklar. Annem çağırıyor bense bir türlü ayrılamıyordum onlardan.
Diğer tarafta etrafı küçük taşlara çevrili çiçekler. Nasıl taze, nasıl doğal; irili ufaklı.. Çiçek kokuları birbirine karışmış. Ama leylağın kokusu hepsini bastırmış. Bahçeye hâkim koku leylağın. Belki de........
