menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet malı: Emanet mi, fırsat mı?

14 0
05.04.2026

Fakat bu cümlenin arkasında çoğu zaman fark edilmeyen, edilse de aldırış edilmeden işlenen bir eylemler dizisi var: Devlet malı aslında milletin malıdır. Daha doğrusu, her bir ferdin hakkının bulunduğu ortak bir emanettir. Bu sebeple kamu malını hoyratça kullanmak, gerek ferden gerekse toplumsal olarak sadece bütçeyi zorlamak değil; doğrudan doğruya kul hakkına girmektir. 

İsraf, Kur’ân’ın açıkça nehyettiği bir davranıştır. “Şüphesiz israf edenler şeytanların kardeşleridir” (İsrâ, 27) ayeti, meselenin sadece ekonomik değil, ahlâkî ve manevî boyutunu da ortaya koyar. Fert için geçerli olan bu ölçü, devlet için haydi haydi geçerlidir. Çünkü kamu adına yapılan her harcama, milyonların alın terinden süzülerek oluşan bir bütçeden karşılanır. 

Bugün kamu kaynaklarının kullanımına baktığımızda, “ihtiyaç” ile “itibar” kavramlarının sıkça karıştırıldığına şahit oluyoruz. Oysa devletin itibarı gösterişte, haramda, israfta değil; adalette, şeffaflıkta ve tasarruftadır. Lüks binalar, abartılı araç filoları, ölçüsüz temsil giderleri bir devleti büyütmez. Bilakis, milletle arasına mesafe koyar. 

Risale-i Nur’da Bediüzzaman Said Nursî, “İktisat eden maişetçe aile zahmet ve meşakkati çekmez” der. (İktisad Risalesi). Bu prensip, sadece hane için değil; devlet için de geçerlidir. Devlet de bir nevi büyük bir ailedir. İsraf arttıkça yük artar; yük arttıkça vergiler ağırlaşır; vergiler ağırlaştıkça toplumda huzursuzluk büyür. Neticede faturayı yine millet öder. 

Kamu malının çarçur edilmesi, çoğu zaman “nasıl olsa devletten”........

© Yeni Asya