menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kâfirin kılıcı, saadet mi esaret mi? (1)

17 0
19.03.2026

Ve bu fitne-fesat asrı olan ahirzamanda öyle dehşetli haller yaşanacağından bahsetmiş ki, insanoğlunun hafsalasının alamayacağı kadar dehşetli, ani ve hızlı olayların cereyan edeceğini, 300 senede yapılacak tahribatın bir senede yapılacağını beyan etmiş.  Son günlerde gelişen hadiselere baktığımızda,  Üçüncü Dünya Savaşı'nın ayak sesleri  olarak değerlendirebileceğimiz bir savaş hali yaşandığını görmekteyiz. Savaşın taraflarından birisi Müslüman ülke, diğer saldırgan taraf Amerika ve İsrail ittifakı. Dinî açıdan baktığımız zaman biri Hıristiyan olduğunu söyleyen bir devlet ile diğeri doğrudan siyasal Yahudîliği esas almış olan ve Yahudî şeriatı ile yönetilen İsrail... Bu durumda bizim ne yapmamız  ve  nasıl bir tavır takınmamız lazım?

Geniş dairelerdeki hadiseleri değerlendirmede Risale-i Nur'daki referansımız mihengimiz Meyve Risalesi’nde bulunan ve İkinci Dünya Savaşı şartlarında telif edilmiş olan “Dördüncü Mesele.” Elbette biz Kur’ân Şakirdi olan Nur Talebeleri haricî hadiseleri Dördüncü Mesele çerçevesinde değerlendirmek durumundayız. Fakat burada kafa karışıklığına sebep olan ve bir kısım dindar çevrede de fikrî kargaşaya sebep olan, savaşın bir tarafında mazlum görünen İran var. Lâkin onun da İslâm âleminin ekserisiyle mezhep ihtilafı mevcut. Bu durum  Ehl-i Sünnet tarafgirliği taşıyan bir kısım insanlarda, hocalarda,  âlimlerde İran'a yapılan hain saldırı ve işgali mazur görmek gibi acı bir pozisyon içine düşülmesini netice vermektedir.

Konunun iyi anlaşılması için yakın geçmişe kısaca bakarsak; Ortadoğu'daki olaylar zinciri Osmanlı'nın yıkılmasıyla başladığını ve Müslümanların hilâfetinin kaldırılmasından sonra da Ortadoğu'daki yaraların kapanmaz hale geldiğini görürüz.

Üstadımızın, İngilizlerin İstanbul’u işgal ettikleri........

© Yeni Asya