Liyakat mi, kayırmacılık mı?
Bu noktada karşımıza iki temel kavram çıkar: Liyakat ve kayırmacılık. Biri adaletin, ehliyetin ve hakkaniyetin temsilcisi; diğeri ise şahsî çıkarların, ilişkilerin ve haksızlığın gölgesidir.
Size liyakat ve kayırmacılığın tanımını tabiî ki yapmayacağım. Ancak her kurumda liyakat esas alındığında kurum güçlenir, devlet mekanizması sağlıklı işler ve toplumda güven duygusu artar. Çünkü insanlar bilir ki; çalışmanın, emeğin ve dürüstlüğün karşılığı vardır. Bu da bireyleri daha çok üretmeye, kendini geliştirmeye ve topluma katkı sunmaya teşvik eder.
Buna karşılık kayırmacılık, akrabalık, dostluk, siyasî yakınlık veya kişisel menfaatler doğrultusunda yapılan tercihleri ifade eder. Bu anlayışla maalesef ki hak eden değil, yakın olan kazanır. Fena mı bu kişiye iyi oldu zaten ihtiyacı vardı tarzında bir düşünce gelebilir ilk bakışta.. çünkü bazı kişilere avantaj sağlıyor gibi görünüyor ancak uzun vadede kurumları çürütür, adalet duygusunu zedeler ve toplumsal huzuru bozar. Çünkü haksızlığa uğrayan bireylerde kırgınlık, güvensizlik ve hatta öfke birikir.
Liyakat sisteminin zayıfladığı toplumlarda, ehil olmayan kişiler kritik görevlerde yer alır. Bu durum hatalı kararların........
