İslâm’a yöneltilen iki temel itiraz
Bu iki itirazın aynı anda doğru olması mümkün değildir çünkü birbirleriyle çelişir.
Birinci itiraz şudur: “İslâm bir ‘din’ değildir.”
İslâm’ın hukuk, siyaset, ekonomi ve toplumsal düzen hakkında da konuşması, bu itiraza göre dinin sınırlarını ihlâl eden bir şeydir.
Bu yüzden “inanç” değil “ideoloji” gibi algılanır.
Bu eleştiride “din” vicdana çekilmiş, kamusal iddiası olmayan ve dünyevî hayata mesafeli bir inanç alanı olarak düşünülür. İslâm’ın buna uymadığı tespiti doğrudur.
Zaten bu itiraz yeni değildir. Hıristiyan dünyasında yüzyıllardır İslâm “fazla dünyevî” bulunmuştur. Bu durum, İslâm’ı, monastik yani dünyadan el etek çekmiş din anlayışının tam karşısına yerleştirmiştir. Bu bakış açısı teorik olarak tutarlı gibi gözükse de pratikte kendisiyle çelişmiştir. Dünyadan el çekmeyi idealize eden anlayış, devlet, düzen mülkiyet hatta reform gibi hayatın zorunlu alanlarıyla yüzleştiği anda bu mesafeyi fiilen aşmak zorundadır.
İkinci itiraz ise materyalist bir zeminden yükselmiştir: “İslâm dogmatiktir.”
Bu itiraza göre İslâm, maddî gerçeklikten kopuktur; bilime mesafelidir, rasyonel düşünceyle çatışır ve aklı sınırlandırır.
Bu itiraz teorik olarak manevî âlemi reddeder; fakat pratikte ondan kaçamaz. Çünkü toplumların ve fertlerin adalet,........
