menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir hurda gemiye bir Andrew!

4 0
05.04.2026

Trump, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'i arayıp "Elinizde iki tane eski, yıpranmış savaş gemisi var, onları buraya gönderebilir misiniz?" diye sordu.

Aldığı cevap da "Ekibime sormam gerekecek" oldu.

Savaşın üç günde kazanılmasını İngiltere'nin "hurda gemilerinin" bölgeye gelmesine bağlayan Trump, gemilere henüz ulaşamadı ama...

Kral III. Charles, ABD'ye gitmeye karar verdi.

Nisan ayının sonunda "abbas yolcu."

Hem de 20 sene sonra...

Kraliyet denilince aklımıza artık Prens Andrew geliyor.

Bir de meselenin "zamanlaması manidar" olunca soruyoruz:

Epstein pazarlığı mı olacak?

Aslında bu gitme kararı, Epstein dosyaları üzerinden yürütülen bir şantaj pazarlığı olabilir...

Belki şantaj yoktur ama "hurda bir gemi" mutlaka var.

Jeffrey Epstein ile bağlantısı tescilli Prens Andrew’un dosyaları, belli ki İngiltere’yi bu "bencil" savaşa dahil olmamak için bir pazarlık unsuru olmuştur.

Bir hurda gemiye bir Andrew!

Trump, Avrupa'yı karşısına almaktan asla vazgeçmiyor.

İngiltere de tüm aşağılanmalara rağmen ABD'de ne konuşacak, onu zaman gösterecek.

Biz şimdilik tahmin gemisindeyiz.

Trump’ın "NATO’dan çekiliriz" tehditlerine Avrupa’dan gelen yanıt, alışılmışın dışında bir soğuklukta olmuştu.

ABD, İran operasyonları için müttefiklerinden hava sahası ve üs talep ettiğinde; İspanya, İtalya ve Fransa kapıları sertçe kapattı.

Almanya "Bu bizim savaşımız değil" diyerek kenara çekildi.

Polonya bile mesafesini korudu.

İngiltere ise şaibeli...

Diğer yandan Donald Trump, ulusa sesleniş konuşmasında İran operasyonlarının başarıyla tamamlanmak üzere olduğunu iddia etti.

Düşen uçak ve helikopter pilotlarını bulana ödül koymadan hemen önce.

Zayiatı günden güne artan Trump, hurda gemi teklifini süslerken bile İran'a 48 saatlik ateşkes teklif etti.

Haliyle İran kabul etmedi.

Madalyonun diğer yüzünde ise dünyanın en güçlü ordusunun istihbarat ağı ve komuta kademesinin kum gibi dağılmasını izliyoruz.

Savunma Bakanı Pete Hegseth’in ordu içinde başlattığı "sadakat" operasyonları kapsamında, son bir yılda bir düzineden fazla üst düzey komutan görevden uzaklaştırıldı ya da erken emekliliğe sevk edildi.

En son 3 Nisan itibarıyla Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Randy George ile birlikte iki kritik generalin daha "derhal emekli" edilmesi, Washington’ın sadece dışarıda değil, kendi içinde de ağır bir yönetim krizi yaşadığını belgeliyor.

Artık şu soruyu sormanın vakti geldi:

ABD, İran’a rejim değiştirmeye giderken; aslında İran mı ABD rejimini içeriden sarsıyor?

Trump bu büyük vurgunlara rağmen, içten çürümenin onu durdurmadığını her defasında gösteriyor.

Macron'a taktı kafayı şimdi de.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a yönelik seviyesiz esprileriyle diplomasiyi bir mahalle kavgası seviyesine indirdi.

Macron’un “Bugün ciddi şeylerden, ölen sivillerden ve artan akaryakıt fiyatlarından bahsediyoruz” çıkışı, Avrupa’nın Washington’dan tamamen koptuğunun ilanıdır.

Trump cevabını almış olsa da üslupsuzluğu kim bilir hangi kapıda yeniden ayyuka çıkacak.

Diğer yandan sosyal medyada İran merkezli yapay zeka videoları bir "kara mizah" eseri gibi milyonlarca kez izleniyor.

İran savaşın seyrini bize o videolarla anlatıyor.

Bu videolar milyonlarca kez izlenirken, No Kings protestocuları bu kurgusal dünyayı sahiplenmekten çekinmiyor.

Grubun bir sözcüsünün şu sözleri ise dijital çağın acımasız özeti niteliğinde:

"Kabul edelim ki; eğer hakikat göze batmıyorsa, kimsesiz kalmaya mahkumdur."

İşte bu yüzden, 35 bin dolarlık drone'ların yarattığı gerçeklik, milyar dolarlık sistemlerin 'yalnız' kalan doğrularını birer birer yutuyor.

ABD ise kendi yarattığı algı dünyasında boğuluyor.

Kazanan tarafı kimse reddetmez derler; ancak bugün müttefikler dahil herkes, kaybeden taraftan yani ABD’den hızla uzaklaşıyor.

ABD içindeki savaş karşıtı ayaklanmalar ise bu çöküşün en net karşılığı olarak karşımıza çıkıyor.


© Yeni Ankara