Türkiye bu savaşın içindedir
Dünyanın Tek Hekimi ABD mi?
Ortadoğu’da savaş çoktan başladı. İsrail İran’ı vuruyor. İran misilleme yapıyor. Füzeler havada, şehirler alarmda.
Dünya ise televizyon ekranlarından ve sosyal medyadan bu savaşı canlı yayınlarda naklen izliyor.
Ama herkesin bildiği bir gerçek var:
ABD istemeden dünyada büyük bir savaş çıkmaz.
Bugün İran’a yönelik saldırılar yalnızca İsrail ile İran arasındaki bir askeri çatışma değildir. Bu tablo aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin yıllardır yürüttüğü küresel güç politikasının yeni bir sahnesidir.
Washington çoğu zaman doğrudan sahaya inmiyor. Ancak askeri teknoloji, istihbarat, diplomatik koruma ve uluslararası siyasi destek söz konusu olduğunda İsrail’in arkasındaki en güçlü aktör yine ABD oluyor.
Bu nedenle dünyada giderek daha yüksek sesle dile getirilen eleştiri şudur:
ABD çoğu zaman savaşın doğrudan tarafı olmaz, ancak müttefiklerini tetikçi gibi kullanarak savaşın sahnesini kurar.
İşte bu yüzden sorulması gereken soru şudur:
Dünyanın tek hekimi ABD mi?
Molla rejimi de masum mu?
Önce şu gerçeği açıkça söylemek gerekir.
İran’daki molla rejimi de Ortadoğu’daki gerilimlerden bağımsız değildir.
1979 devriminden bu yana İran yönetimi bölgesel ideolojik rekabetin merkezinde yer aldı. Devrim ihracı söylemleri, vekil güçler üzerinden yürütülen çatışmalar ve sert ideolojik politikalar bölgedeki dengeleri sık sık gerdi.
İran’ın Lübnan’dan Yemen’e, Suriye’den Irak’a kadar uzanan etkisi birçok ülke tarafından zaten uzun süredir eleştiriliyor.
Ancak bütün bunlar başka bir gerçeği değiştirmez.
Bir ülkenin başka bir ülkeyi bombalaması, uluslararası hukuk açısından son derece ağır bir durumdur. Eğer dünya buna sessiz kalıyorsa ortada ciddi bir küresel çifte standart vardır.
Washington’ın “küresel doktor” rolü
ABD uzun süredir kendisini dünyanın düzen kurucusu olarak görüyor.
Washington’a göre bazı ülkeler “tehdit”, bazıları “müttefik”, bazıları ise “cezalandırılması gereken rejimler”.
Bu bakış açısı ABD’yi adeta dünyanın doktoru gibi davranan bir güç haline getirdi.
Kimin hasta olduğuna Washington karar veriyor. Hangi ülkeye operasyon yapılacağına Washington karar veriyor. Ve çoğu zaman ameliyatı da müttefikleri üzerinden gerçekleştiriyor.
Son 30 yılın haritasına bakmak yeterlidir.
Irak savaşı… Afganistan işgali… Libya müdahalesi… Suriye’deki askeri operasyonlar…
Her müdahalenin gerekçesi farklıydı. Ama sonuç çoğu zaman aynı oldu:
Daha fazla çatışma, daha fazla istikrarsızlık ve milyonlarca insanın yerinden edilmesi.
Bugün İran krizi de aynı tartışmayı yeniden gündeme getiriyor.
ABD gerçekten düzen mi kuruyor, yoksa krizleri mi yönetiyor?
Trump döneminin sert mirası
ABD’de Donald Trump döneminde başlayan sert İran politikası bugün hâlâ etkisini sürdürüyor.
Trump yönetimi İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekildi. İran’a yönelik ağır ekonomik yaptırımlar uyguladı. Ve İran Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi gerilimi zirveye taşıdı.
Bu hamleler yalnızca İran ile ABD arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini değiştirdi.
Bugün yaşanan askeri gerilimin arka planında bu politikanın izleri açıkça görülüyor.
Washington uzun süredir İran’ı çevreleme stratejisi yürütüyor. İsrail ise bu stratejinin sahadaki en önemli askeri aktörü haline geliyor.
Rusya ve Çin neden seyrediyor?
Bugünkü krizin dikkat çekici yönlerinden biri de Rusya ve Çin’in tavrı.
Her iki ülke de uzun süredir ABD’nin Ortadoğu’daki askeri politikalarını eleştiriyor. Ancak İran ile İsrail arasında yükselen bu son gerilimde Moskova ve Pekin oldukça temkinli bir dil kullanıyor.
Rusya Ukrayna savaşı nedeniyle zaten büyük bir cephede mücadele ediyor. Çin ise küresel ekonomik dengeleri korumaya çalışan daha temkinli bir strateji izliyor.
Avrupa Birliği ise her zamanki gibi diplomatik açıklamalarla yetiniyor.
Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor:
ABD ve müttefikleri askeri hamleler yapıyor. Rusya ve Çin eleştirilerde bulunuyor. Avrupa endişe açıklamaları yayımlıyor.
Ama savaş yine Ortadoğu topraklarında yaşanıyor.
Türkiye için riskler büyüyor
Ortadoğu’daki her savaş Türkiye’yi doğrudan etkiler.
Enerji fiyatları hızla yükselir. Ticaret yolları zarar görür. Yeni göç dalgaları ortaya çıkabilir. Bölgesel güvenlik dengeleri değişir.
Türkiye’nin İran ile uzun bir sınırı var. Bu nedenle İran merkezli bir savaşın büyümesi Ankara açısından yalnızca diplomatik bir mesele değildir.
Türkiye bu savaşın içindedir.
Bu aynı zamanda doğrudan bir ulusal güvenlik meselesidir.
Enerji fiyatlarının artması Türkiye ekonomisini zorlar. Bölgedeki istikrarsızlık ticaret yollarını etkiler. Yeni bir göç dalgası ihtimali ise Ankara’nın en büyük endişelerinden biri olur.
Bu yüzden çok önemli tedbirler almak zorunadır Türkiye
Tek kutuplu dünya sona mı eriyor?
Bugün dünya artık Soğuk Savaş sonrası dönemdeki tek kutuplu yapıdan uzaklaşıyor.
Çin ekonomik gücünü hızla artırıyor. Rusya askeri ve jeopolitik hamlelerini sürdürüyor. ABD ise küresel liderliğini korumaya çalışıyor.
Ortadoğu’daki her kriz bu güç mücadelesinin yeni bir sahnesine dönüşüyor.
Ancak savaşların gerçek bedelini yine bölge halkları ödüyor.
Şehirler yıkılıyor. İnsanlar göç ediyor. Ekonomiler çöküyor.
Ve dünya yine aynı soruyla baş başa kalıyor:
Gerçekten dünyanın tek hekimi ABD mi?
Yoksa dünya, güçlülerin istediği zaman ameliyat yaptığı ama kimsenin hesap vermediği bir düzene mi sürükleniyor?
Ortadoğu’da bombalar patlarken bu sorunun cevabı artık sadece akademik bir tartışma değil.
Bu, dünyanın geleceğini belirleyecek bir sorudur.
