Türk-İran Özsoy Kardeşliği
Dünya haritasına baktığınızda, Orta Doğu’nun cetvelle çizilmiş, sınırlarının aksine, Türkiye ile İran arasındaki o kıvrımlı hat, doğanın bir parçası gibi durur.
Bu hat, sadece dağların zirvelerinden değil, yüzyıllarca süren savaşların, dökülen kanların ve nihayetinde galip gelen sağduyunun içinden geçmiştir.
Kılıcın ilk darbesi: Çaldıran ve ideolojik kopuş
İlk savaş 1514’te başladı. Yavuz Sultan Selim, sadece bir toprak parçası için değil, İslam dünyasının liderliği ve Anadolu’nun birliği için Şah İsmail’in karşısına dikildi.
Çaldıran Ovası’nda Osmanlı’nın top ve tüfek gücü Safevi süvarilerinin cesaretini kırdı.
Şah İsmail, savaş meydanından yaralı kurtulurken, tahtını ve tacını bırakmak zorunda kalmıştı.
Ancak bu savaş bir bitiş değil, iki devletin yüzyıllar sürecek olan "mezhep ve meşruiyet" rekabetinin fitiliydi ve o günden sonra kılıçlar bir an olsun kınına girmeyecekti.
Bağdat’ın Gözyaşı ve IV. Murad’ın Çeliği
1638 yılına gelindiğinde Bağdat, İran işgali altındaydı. Genç ve sert padişah IV. Murad, imparatorluğun onurunu kurtarmak için bizzat ordusunun başına geçti.
Kuşatma sırasında IV. Murad, askerleriyle birlikte hendek kazıyor, onlarla aynı karavanadan yemek yiyordu.
Bağdat düştüğünde, şehirdeki direniş o kadar sertti ki, padişahın gözleri önünde en sevdiği komutanları şehit........
