Bir ortak sınav hikayesi
Ortak sınavlar, eğitim sistemimizin en tartışmalı konularından biri haline geldi. Bu sınavlara tek bir pencereden bakmak haksızlık olur; çünkü hem görmezden gelinemeyecek faydaları hem de göz ardı edilemeyecek sorunları var.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan kılavuza göre, ikinci dönem birinci ortak yazılı sınavları; 6. sınıfta Türkçe ve matematik dersleri için, 8. sınıfta matematik dersi için, 10. sınıfta ise matematik dersi ile Türk dili ve edebiyatı dersi için ülke genelinde ortak olarak yapılacak. 6. sınıf ortak yazılı sınavlarının değerlendirilmesi ülke genelinde ortak biçimde gerçekleştirilecek; 8. ve 10. sınıf derslerine ait ortak yazılı sınavların değerlendirilmesi ise okul müdürlüklerince alınan karar doğrultusunda, ilgili dersin öğretmenleri, eğitim kurumu sınıf/alan zümreleri ya da komşu okul zümre öğretmenleri tarafından yapılacak.
Hakkını teslim etmek gerekirse; bu sınavlar, öğrencilerin akademik seviyesini ölçmek adına belirli bir standart oluşturabilir. Öğrencinin hangi konuda eksik olduğunu görmek, hem öğretmen hem de veli için önemli bir rehber. Özellikle matematikte problem çözme becerisini, Türkçede ise okuduğunu anlama yetisini ölçmek, eğitim sürecinin yönünü belirlemede fayda sağlayabilir. Disiplinli çalışmayı teşvik etmesi de sistemin olumlu yanlarından biri aynı zamanda.
Ancak işin diğer yüzünde, bu “ölçme” sürecinin zamanla bir “yükleme” sürecine dönüşmesi var. Daha çocuk yaştaki öğrencilerin sınav kaygısıyla tanışması, öğrenme isteğini gölgede bırakabilir. Matematik sorularının karmaşıklığı çoğu zaman öğrencinin düşünme becerisini geliştirmek yerine onu yıldırabilir. Türkçe sınavlarında ise uzun ve çetrefilli metinler, çocukların okuma sevgisini törpüleyebilir.
Bir diğer sorun ise bu sınavların anlamından fazla büyütülmesi. Sınav sonuçları, öğrencinin genel başarısının tek ölçütü gibi sunulsa da, bir çocuğun zekâsı, yeteneği ve potansiyeli dört seçenekten birine indirgenemez.
Buna rağmen hem aileler hem de eğitim sistemi, bu dar çerçeveyi geniş bir gerçeklik gibi kabul edebilir. Yine de tüm suçu sınavlara yüklemek kolaycılık olur. Sorun, sınavın varlığından çok ona yüklenen anlamda gizli. Eğer bu sınavlar bir rehber olarak kullanılırsa faydalı olabilir; ancak bir “etiketleme aracı” hâline gelirse zarar verebilir.
Şahsi fikrim, bu sınavlar ne tamamen yararlı ne de tamamen zararlı. Nasıl kullanıldığıyla ilgili bir araç. Rehber mi, etiket mi? Yeni ve daha özgün bir sistem gelene kadar bu sistem geçerliliğini koruyacak.
Burada net olan bir gerçek varsa o da şu: Çocuklar birer sonuç kâğıdı değil, keşfedilmeyi bekleyen dünyalar. Ve hiçbir sınav, o dünyayı tek başına tanımlamaya yetmez.
