Sürecin takvimini kim belirliyor: Ankara mı, İmralı mı?
Ankara'da bazen henüz ortada bir kanun teklifi bile yokken; yasanın içeriği, kimlerin tahliye edileceği ve adımların hangi sırayla atılacağı çoktan konuşulmaya başlanır. Son günlerde Meclis kapanmadan gündeme gelmesi beklenen yeni çözüm süreci düzenlemeleri de tam olarak böyle bir atmosferde tartışılıyor.
Resmî bir metin henüz açıklanmış değil. Buna rağmen siyaset kulislerinde dolaşan bilgiler dikkat çekici ölçüde birbirini tamamlıyor. Kimi çevreler infaz düzenlemelerinden söz ediyor, kimileri silah bırakan örgüt mensuplarına yönelik hukuki altyapının oluşturulacağını anlatıyor. İdari mekanizmalar, teslim süreçleri, ceza infaz sistemi... Hepsi konuşuluyor.
Elbette bunların tamamı kulis bilgisi. Yarın farklı bir teklif gelebilir ya da bugün konuşulanların bir kısmı hiç gerçekleşmeyebilir. Ancak kulislerin de bir işlevi vardır. Ankara'da kulisler bazen yalnızca bilgi taşımaz; kamuoyunu olası gelişmelere hazırlamanın da bir aracıdır.
Asıl dikkat çekici olan ise düzenlemelerin içeriğinden çok, anlatılış biçimi.
Bir yandan "genel af olmayacak" deniliyor.
"Öcalan'a yeni bir hukuki statü verilmeyecek" ifadeleri özellikle öne çıkarılıyor.
Devletin kırmızı çizgilerinden söz ediliyor.
Fakat aynı kulislerde başka cümleler de kuruluyor.
"İmralı'dan gelecek mesaj bekleniyor."
"Öcalan'ın yapacağı çağrı sürecin seyrini belirleyecek."
"Beklenen açıklama gelirse yeni aşamaya geçilecek."
"Silah bırakmanın kapsamı Öcalan'ın etkisine bağlı."
Bu cümleleri art arda okuduğunuzda ister istemez şu soru akla geliyor:
Madem hiçbir statü değişmiyor, madem devlet bütün inisiyatifi elinde tutuyor, o halde neden bütün siyasi takvimin merkezinde tek bir kişinin açıklamaları bulunuyor?
Sorunun kendisi bile üzerinde durulmaya değer.
Çünkü........
