Siyasette gündemi kim belirliyor?
Bugünkü siyasi tabloya bakıldığında, Türkiye’de iktidar ve muhalefetin aynı gündemi konuşmadığı çok net görülüyor. Bir tarafta Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP içindeki “arınma”, “temiz siyaset” ve “emanet” vurgulu açıklamaları; diğer tarafta ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP polemiklerine neredeyse hiç girmeden çözüm süreci benzeri yeni bir siyasal dil üzerinden konuşması var. Bu iki yaklaşım arasındaki fark yalnızca bir üslup farkı değil; aynı zamanda siyasal psikoloji, gündem kurma kapasitesi ve seçmene verilen gelecek hissi açısından da önemli bir ayrışmaya işaret ediyor.
Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının merkezinde ahlaki bir vurgu bulunuyor. “Arınma” kelimesi özellikle dikkat çekici. Zira bu kavram sıradan bir siyasi eleştiriden daha sert bir anlam taşıyor; içinde kirlenme, yozlaşma ve bozulma iması barındırıyor. Ancak burada temel problem şu: Bu suçlamanın muhatabı net değil. İsim verilmiyor, somut olay tarif edilmiyor, açık bir politik çerçeve kurulmadan ağır ahlaki kavramlar dolaşıma sokuluyor.
Siyasette bu tür muğlak ama sert ifadeler kısa vadede dikkat çekebilir; fakat uzun vadede genellikle açıklamayı yapan kişinin kontrolünden çıkar. Çünkü boş bırakılan alanı rakip siyasi aktörler doldurur. Nitekim bugün iktidar medyasının ve AK Parti çevrelerinin bu açıklamaları “CHP’nin kendi iç itirafı” gibi sunması şaşırtıcı değil. Muhalefetin eski genel başkanının mevcut yönetimi dolaylı biçimde “kirlenmişlik” üzerinden tartışması, iktidarın yıllardır kurmaya çalıştığı “CHP kendi içinde bile güven üretmiyor” anlatısını besliyor.
Üstelik burada Kılıçdaroğlu açısından başka bir sorun daha var. Bugün eleştirilen kadroların önemli bir kısmı, doğrudan onun genel başkanlığı döneminde........
