Asr-ı Saadet’ten Bugüne Bayram
Ramazan Bayramı kapımızı çaldığında, aklımıza ilk gelen nedir? Tatil mi, yoksa bir aylık orucun şükrüyle yoğrulmuş manevi bir diriliş mi? Muhammed (S.A.V.) bu mübarek günü nasıl yaşardı? Sahabe, bayramı hangi ruhla idrak ederdi? Ve bugün, bayramlarımız gerçekten bayram mı, yoksa yalnızca bir “tatil aralığı” mı?
Asr-ı Saadet’e baktığımızda tablo nettir. Peygamber Efendimiz, Hazreti Muhammed (S.A.V.), Ramazan Bayramı’nı ibadet, neşe ve paylaşmanın iç içe geçtiği bir gün olarak yaşardı. Sabah erken kalkar, gusül alır, en temiz ve güzel elbiselerini giyer, misvak kullanır, güzel koku sürünürdü. Namaza çıkmadan önce tek sayıda hurma yerdi; bu, bayram sabahının sünnetiydi. Musallâya yürüyerek gider, yol boyunca tekbir getirirdi. Bayram namazı cemaatle eda edilir, hutbe dinlenir ve dönüşte farklı bir yol tercih edilirdi. Kadınlar, gençler ve çocuklar da bu manevi buluşmanın parçasıydı.
Bayram, onun dilinde “yeme, içme ve Allah’ı zikretme günü”ydü. Oruç tutulmazdı; çünkü bu gün, Ramazan’ın ardından gelen şükür ve sevinç günüdür. Namazın ardından ziyaretler başlar, akrabalar, komşular dolaşılır, yetimler gözetilir, ihtiyaç sahipleri sevindirilirdi. Bayramlaşma, “Tebbellahu ve minkum” duasıyla yapılırdı. Meşru neşe teşvik edilirdi; çocukların oyunları, gençlerin sevinci, toplumun ortak neşesi bu günün ruhunu oluştururdu.
Hicretin ikinci yılında Medine’de cahiliye bayramlarının kaldırılıp Ramazan ve Kurban bayramlarının ikame edilmesi, bu günlerin anlamını açıkça ortaya koyar. Bayram; ümmetin bir araya geldiği, kırgınlıkların giderildiği, merhametin zirve yaptığı bir zaman dilimidir. Fitre verilir, zekât teşvik edilir, toplumsal huzuru bozacak her türlü davranıştan kaçınılırdı. Ne gösteriş vardı ne de tüketim yarışı. Merkezde insan, merhamet ve ibadet vardı.
Bugüne geldiğimizde ise tablo sorgulanmayı hak ediyor. Bayram, birçokları için artık “tatil planı”nın bir parçası. Akraba ziyaretlerinin yerini otel rezervasyonları, kapı kapı dolaşan çocukların yerini dijital mesajlar almış durumda. Paylaşmanın yerini tüketim, sadakanın yerini alışveriş listeleri dolduruyor. Manevi iklim zayıflarken, bayramın ruhu da görünmez hale geliyor.
Oysa bayram, bir aylık sabrın, ibadetin ve arınmanın ardından gelen ilahi bir ikramdır. Sadece dinlenme değil; şükretme, hatırlama ve yeniden bağ kurma zamanıdır.
Bugün yapılması gereken açık: Sünnete dönmek. Bayram sabahını bilinçle karşılamak, namazla başlamak, ziyaretlerle devam etmek, yetimi unutmamak, yoksula dokunmak… Bayramı yeniden “bayram” kılacak olan da budur.
Bayramınız mübarek olsun. Allah bizden ve sizden kabul etsin. Tebbellahu ve minkum.
