Bayılmışım, düşmeden tuttular
İnsan bazen bir köşe yazısını masa başında değil, hayatın tam ortasında yazar. Kendim hakkında yazmak pek huyum değildir ancak bugün böyle olsun.
Bu hafta çekim yapmak için Kızılay’a metroyla gidiyordum. Akköprü durağında başım dönmeye başladı.
“Bir ineyim, biraz nefes alayım” dedim. Metrodan indim, biraz soluklanmak istedim…
Sonrasını hatırlamıyorum.
Gözümü açtığımda etrafımda bir kalabalık vardı. İnsanlar telaş içindeydi. Kimi ayaklarımı kaldırmış, kimi benimle konuşmaya çalışıyor, kimi su veriyor, kimi meyve suyu getiriyordu. Herkes bir şey yapmaya çalışıyordu.
Ben daha ne olduğunu anlamaya çalışırken onlar çoktan benim için bir seferberlik başlatmıştı.Ambulans gelene kadar başımdan ayrılmadılar.
“Tamam, artık iyiyim, siz gidin” dedim. Bir türlü ikna olmadılar. En sonunda içlerinden birinin polis olduğunu öğrendim. O da ambulans gelene kadar yanımdan ayrılmadı.
“Hocam, biz akşama kadar şüphelilerin yanında bekliyoruz. Senin yanında beklemişiz çok mu?”
İşte bu cümle, belki de bütün bu yazının özeti.
Çünkü ben yıllardır anlatıyorum:
Bu toprağın insanında başka bir şey var.
Biz birbirini tanımayan insanların düştüğünde elinden tutmasını bilen bir toplumuz.
Kapısını çalmadan komşusunun derdini soran, yolda kalanın arabasını iten, hastanın başında bekleyen, cenazede omuz veren, düğünde sevinen, çocuğun başını okşayan bir kültürün insanlarıyız.
Elbette kusurlarımız........
