Haz belediyeciliği
Son günlerde yerel yönetimler cephesinden yansıyan haberler, basit birer yolsuzluk vakasının ötesinde devasa bir ahlaki çürümeyi seriyor önümüze. Rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve nihayetinde doğrudan belediye başkanlarının başrolü oynadığı utanç verici skandallar… Son olarak Uşak Belediye Başkanı’nın, sırf gönül ilişkisi olduğu için belediyede yüksek maaşla işe başlattığı iddia edilen genç bir personeliyle Ankara’da bir otel odasında bornozla ve polis baskınıyla gözaltına alınması, yaşanan ahlak erozyonunun büyüklüğünü göstermeye kâfi.
Peki, bizi bu utanç tablosuna sürükleyen kırılma nerede yaşandı?
Bizim medeniyet kodlarımızda şehir sadece betondan ve taştan ibaret bir yapı değil; mukaddes bir "emanet"tir. Nitekim ecdadımız, şehri yöneten makama "Şehremaneti", o makamda oturan kişiye ise "Şehremini" demiştir. Şehremini; şehrin malının, namusunun, yetiminin ve geleceğinin emanet edildiği "en emin" kişidir. Beytülmalin bekçisidir. Bugün ise şehri bir emanet değil, ele geçirilmiş bir "ganimet" olarak gören, nefsani ihtiraslarını beytülmalin kaynaklarıyla finanse eden yozlaşmış bir güruhla karşı karşıyayız.
Peki, bu utanç verici çöküşü sadece insanoğlunun fıtratındaki o 'nefs canavarı'yla izah etmek yeterli olur mu? Ya içinde debelendiğimiz sosyal ekosistem? Bizi ahlaka ve erdeme çağıran o kadim değerlerimizden kopuşumuzun; modernitenin dayattığı sahte değerlere ve o dipsiz değersizliklere sürüklenişimizin hiç mi payı yok?
Tam bu noktada Büyük İslam filozofu Fârâbî, El-Medinetü'l Fâzıla........
