Müstevliler karşısında ümmet cephesinde buluşmak
Müstevliler karşısında ümmet cephesinde buluşmakMUSTAFA ÇELİK
Tarih boyunca İslâm coğrafyası, dış müdahaleler, sömürgecilik ve emperyalist politikalar nedeniyle derin yaralar almıştır. Kan, sürgün ve yıkım hafızalara kazınmış; bu acılar, Müslüman toplumlarda haklı bir öfke ve savunma refleksi doğurmuştur. Ancak tam da bu noktada, öfkenin yönü ile sorumluluğun sınırı arasındaki çizgi hayati önem taşır.
Tarih boyunca emperyalizm, yalnızca toprakları değil, hafızaları, dilleri ve iradeleri de işgal etmeyi hedeflemiştir. İşgal bazen askerî güçle, bazen ekonomik bağımlılıklarla, bazen de kültürel kuşatmalarla gerçekleşir. Bu çok katmanlı saldırılar karşısında en büyük zaaf ise parçalanmışlıktır. Parçalanan toplumlar kolay yönetilir; yalnız bırakılan halklar direnme gücünü zamanla yitirir.
Ümmet fikri, bu noktada yalnızca teolojik bir kavram değil, aynı zamanda ahlaki ve tarihsel bir sorumluluk olarak karşımıza çıkar. Ümmet, ortak bir inancın ötesinde, ortak bir kader bilincini ifade eder. Acının sınır tanımadığı, adaletsizliğin bir coğrafyayla sınırlı kalmadığı bir dünyada, sorumluluğun da bireysel değil kolektif olması gerektiği açıktır. Bir yerdeki işgal, başka bir yerdeki sessizlikle güç kazanır.
Birlikte hareket etme çağrısı, romantik bir temenniden ibaret değildir. Aksine, adaletin ayakta kalabilmesi için zorunlu bir ilkedir. Ayrı ayrı sesler kolayca bastırılabilir; fakat ortak bir vicdan, görmezden gelinemez. Bu birliktelik, kör bir öfkeye ya da tepkisel bir savrulmaya değil, bilinçli, ahlaklı ve ilkeli bir duruşa dayanmalıdır. Çünkü amaç, yalnızca karşı çıkmak değil; hakkı savunmak, zulmü görünür kılmak ve onurlu........
