Kaç gün geçti, “kişisel verilerin gizliliği” diyen yok!
Türkiye’de siyasetin aynası, işler yolundayken değil, kriz çıktığında kendini gösterir.
Hele ki kriz, kendi mahallenizden birinin kapısını çalmışsa…
İşte o zaman sözlerin değil, reflekslerin konuştuğu yere gelirsiniz.
Son bir haftada yaşananlar, bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken çok çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Bir tarafta AK Parti Genel Başkan Yardımcısı (eski) Fatma Betül Sayan Kaya…
Diğer tarafta CHP’li ya da yeni ismiyle Yeni Partili (bu isimde ne kadar kalırlarsa artık) belediyelerde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan rüşvet, operasyon ve özel hayat tartışmaları…
Önce Fatma Betül Sayan Kaya meselesinden başlayalım.
Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemleriyle ilgili iddiaları kamuoyuna taşıyan isim, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre oldu. Emre’nin iddiasına göre Fatma Betül Sayan Kaya, 8 Nisan’da yaklaşık 63 milyon 359 bin lira karşılığında 250 bin adet hisse aldı.
Daha sonra bu hisselerin yaklaşık 4 bin 482 lira seviyesinden satıldığı ve yaklaşık 1 milyar 344 milyon liralık bir tahsilat yapıldığı öne sürüldü.
İddiaların odağındaki asıl mesele ise rakamların büyüklüğü kadar zamanlamaydı. Fon krizinin patlak vermesinden hemen önce gerçekleştirilen satışlar…
Önceden bilgi sızdırılmış olabileceği iddiası. Ve bu nedenle ortaya çıkan soru işaretleri…
İddiaları gündeme getiren isim bir muhalefet partisi sözcüsüydü. Yani AK Parti içinden biri değildi. AK Parti’ye yakın bir isim değildi. Muhafazakâr bir medya organının yöneticisi değildi.
Peki AK Parti ne yaptı?
“Bu, muhalefetin kumpasıdır” dedi mi?
“Bizi hedef alan siyasi bir operasyondur” dedi mi? “Bu bilgileri nereden aldınız?” diye saldırının yönünü iddia sahibine çevirdi mi? “İtibar suikastı........
