Türkçüler yargılanıyor (1944-1947)
www.yildirimkoc.com.tr
Türkiye’de ırkçılığa dayalı milliyetçilik, 1942-1944 döneminde gelişti, 1944-1946 döneminde büyük baskı yaşadı, 1947 yılından itibaren yeniden meşru bir çizgi olarak kabul edildi. Bu tarihten itibaren Türkiye’de “milliyetçilik” anlayışı, ağırlıklı olarak ırkçı bir temelde ve giderek daha da muhafazakarlaşan bir çizgide gelişti.
İkinci Dünya Savaşı’nın kaderi, 1943 yılı başlarında Almanların Stalingrad’da yaşadıkları büyük yenilgi sonrasında döndü. 1943 yılındaki Kursk savaşında da Sovyet Kızıl Ordusu, Alman ordusuna çok büyük bir darbe daha indirdi. 1944 yılı Haziran ayında da müttefiklerin Normandiya çıkartması gerçekleşti. Almanların savaşı kaybettikleri 1943 yılı sonunda kesin gibiydi.
Türkiye, 1943 yılında Almanya ile ilişkilerini gevşetmeye ve Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeleri yakından izlemeye başladı. Sovyetler Birliği’nin Türk soyluların yaşadığı Sovyet cumhuriyetleri konusundaki duyarlılığı dikkate alınarak, Almanya’nın politikalarına uygun bir biçimde Turancı amaçlar güden kişi ve örgütler devletin baskısı altına alındı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 günlü konuşması ve 1944 Türkçüler Davası, bu değişen politikanın ürünüydü. Hainlikle suçlanan sanıkların yargılandığı bu dava, 1947 yılında beraatle sonuçlandı.
Irkçı-Turancı girişimlere karşı ilk resmi tavır, 18 Mayıs 1944 günlü resmi tebliğ idi:
“Son günlerde hükümetçe kapatılan Orhun mecmuası sahibi Nihal Atsız ile Konservatuvar öğretmenlerinden Sabahattin Ali’nin, Ankara’da görülen muhakemesi sırasında Nihal Atsız lehine yapılan taşkınlıklar dolayısiyle nezaret altına alınmaları zarureti hasıl olan bazı kimseler nezdinde çıkan evrakın verdiği şüphe üzerine Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Zeki Velidi ile doktor Haşan Ferit Cansever’in İstanbul’da bulunan evlerinde ve daha bazı yakın arkadaşları nezdinde İstanbul Örfi İdare Komutanlığınca aramalar yapılmış ve elde edilen vesikalar tetkik edilmiştir.
“Bu vesikaların tetkikinden elde edilen netice ve kanaate göre teşkilâtı esasiye kanunumuzun tespit ettiği esaslara aykırı olarak ırkçılık ve turancılık gayeleri güden ve son zamanlarda faaliyetlerini arttırdıkları, bu yolda tertibat aldıkları ve anlaşmalar imzaladıkları görülen bu kimselerin teşkilâtı esasiye kanunile müesses bugünkü rejimimize ve vatandaşlarımızın hakikî milliyetçilik hislerine aykırı umdeleri ve bu umdelere varmak için gizli cemiyetler, faaliyet programları, teşkilât ve propaganda şifre ve parolaları vardır. Bunlar memleketin muhtelif mıntıkalarında ve bilhassa her çeşit terbiye müesseselerinde masum gençlerin milliyetçilik ve vatanseverlik duygularını istismar ederek genç nesil arasında kendilerine taraftar toplamak ve bu suretle hedeflerine ulaşmak için devamlı ve sistemli bir faaliyet sarfetmekte, zararlı ideolojilerini tahakkuk ettirmek yolunda çalışmaktadır.
“Bu mahiyetteki faaliyet, teşkilâtı esasiye kanunumuza aykırı ve Türk Ceza kanunumuza göre suç vasıflarını haiz olduğundan failleri hakkında salâhiyetli adlî merciler tarafından kanunî takibat yapılmak üzere işe el konulmuştur.” (Darendelioğlu, İlhan, Türkiye’de Milliyetçilik Hareketleri, Toker Yayınları, İstanbul, 1975;131-2)
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 19 Mayıs 1944 günü yaptığı konuşmada ırkçılığa düşman olduğunu açıkladı:
“Türk milliyetçisiyiz, fakat memleketimizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız. Memleketimizde politika gazeteleri için uydurulan ırkçılık önderlerinin çok acıklı faciaları hatıralarımızda canlıdır. 1912 senelerinde Rumeli’de tutunmak için tırnaklarıyla kayalara yapışarak son gayretlerini sarf eden Türk erlerine Arnavut Priştineli Hasan ve Derviş Hima ile beraber arkadan hücum tertipleyenlerin Türk ırkçı politikacısı olduğu, Büyük Millet Meclisi’nde ispat olunmuştur. ‘Politika icabı’ diye tefsir etmekte en ufak bir güçlük çekmeyen bu adamlar, sözlerine inanıp daha büyük bir felâkete uğradığımız zaman gene ‘Politika icabıdır’ diyerek yeni bir fesat prensibi yaratmaktan geri kalmayacaklardır.
“Köy Enstitülerinde, her çeşit okullarımızda, müesseselerimizde, Ordumuzda müşterek vatanın ülkülerini Türk çocuklarına, eşit adalet ve şefkat hisleriyle vermeye çalışıyoruz. Onları büyük Cumhuriyet potasında kaynatıp meydana Türk vatanseveri çıkarmaya uğraşıyoruz. Vatandaşlarım emin olabilirler ki muvaffakiyetlerimiz esaslıdır ve gelecek zamanda daha göz alıcı olacaktır.
“Türk Milliyetçiliği içinde vatan çocuklarının temiz ülkülü ve vatan fikirli olarak birbirine dayanan sağlam bir millet olması, erişilmez ve yanlış bir hayal değildir. Bunun doğru bir fikir ve erişilir bir hedef olduğunu, elle tutulur ve gözle görülür neticeleriyle tamamıyla anlıyoruz. Şimdi insaf ediniz. Türk vatandaşı yetiştirmek için bütün iyi şartları özünde toplamış olan bu feyizli yolu bırakır da ırkçıların milleti bin bir parçaya ayıracak fesatlı ve nifaklı zehirlerine cemiyeti kaptırır mıyız?
“Turancılık fikri, yine son zamanların zararlı ve hastalıklı gösterişidir. Bu bakımdan Cumhuriyeti iyi anlamak lâzımdır. Milli kurtuluş sona erdiği gün, yalnız Sovyetlerle dostluk ve bütün komşularımız eski düşmanlıklarının bütün hatıralarını canlı olarak zihinlerinde tutuyorlardı. Herkesin kafasında, biraz derman bulursak, sergüzeştçi, saldırıcı bir siyasete kendimizi kaptıracağımız fikri yaşıyordu. Cumhuriyet kuvvetli bir medeniyet yaşayışının şartlarından bir esaslısını, milletler ailesi içinde bir emniyet havasının mevcut olmasında görmüştür. İmparatorluktan son zamanlarda ayrılmış olan komşularile de iyi ve samimî komşuluk şartlarının temin edilmiş olmasını, Milletin saadeti için lüzumlu saymıştır. Görülüyor ki, Millî Politikamız memleket dışında sergüzeşt aramak zihniyetinden tamamen uzaktır; asıl mühim olan da bunun bir zaruret politikası değil, bir anlayış ve bir inanış politikası olmasıdır. Ancak bu inanışa vardıktan sonradır ki, etrafımızda bulunan milletleri daha yakından tanımak imkânlarını bulduk. Nereden zarar gelir ve nereden zarar gelmez, bunu ayırt etmek için zihinlerimizde ayarlı ölçüler hasıl oldu. İçerde milletin hayrı ve saadeti için çalışma imkanları ve dışarıya karşı Milletin emniyet ve müdafaası için lâzım olan tedbirler, salim ölçülerle gözümüzün önünde belirdi. Ve nihayet asırlar ve asırlar süren köklü düşmanlıklar yerine, yirmi sene gibi kısa bir müddette hürmet ve itimat duygularının uyanmasına........
