Şevket Süreyya ‘dönek’ değildi; Kadroculuk ‘üçüncü yol’ değildi
Yıldırım Koç yazdı…
www.yildirimkoc.com.tr
Şevket Süreyya Aydemir ve Kadro Dergisi, sosyalizm ve kapitalizm arasında bir ÜÇÜNCÜ YOL oluşturmaya çalışmıyordu. Önerilen, sömürge ve yarı-sömürge ülkeler için “sosyalizme yönelik kapitalist olmayan yol” stratejisiydi ve bu strateji, Türkiye’de işçi sınıfının çok zayıf olduğu ve yoksul köylülüğün bir mücadelesinin olmadığı koşullarda Mustafa Kemal Paşa’nın gücüyle “yukarıdan aşağıya” hayata geçirilecekti. Ayrıca, Şevket Süreyya bir DÖNEK değildi; Komintern’e ve Sovyetler Birliği’ne bağlı ve bağımlı bir çizgi izleyenlere karşı bağımsızlıkçı, milliyetçi ve demokratik bir sosyalizm modelini savunuyordu.
Bu yazı, bu konulara açıklık getirmeyi amaçlamaktadır.
Şevket Süreyya’nın, 1932 yılında Kadro Dergisi’ni çıkarmadan ve İnkılâp ve Kadro kitabını yayımlamadan önce TKP üyeliği vardır.
Şevket Süreyya, 1897 yılında Edirne’de doğdu.
1921 yılında Türkiye Komünist Fırkası’na üye oldu. 1921 yaz sonlarında Moskova’ya gidip Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde (KUTV) Nazım Hikmet, Vâlâ Nureddin ile birlikte öğrencilik yaptı. 1923 yılı sonunda İstanbul’a parti görevlisi olarak geldi ve Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası’nda çalışmaya ve Aydınlık’ta yazmaya başladı.
1925 yılında TKP’nin yeniden örgütlendiği Akaretler Kongresi’nde, önce 21 kişilik Merkez Komitesi üyeliğine, daha sonra 7 kişilik icra komitesi üyeliğine getirildi. 1925 Mayıs’ındaki TKP tevkifatında 10 yıl hapse mahkûm edildi. Afyon Cezaevi’ne gönderildi. 1926 yılında Ceza Kanununda yapılan bir değişiklik sonrasında 1926 yılı Ekim ayında tahliye edildi.
Şevket Süreyya bu yıllarda TKP’nin önderi Şefik Hüsnü ile özellikle Kemalist Devrim konusunda farklı düşünüyordu.
Şefik Hüsnü, daha başından itibaren Mustafa Kemal Paşa’ya karşı düşmanca bir tavır almıştı. Mustafa Kemal Paşa’yı burjuva olmakla ve emperyalistlerle uzlaşmakla suçluyordu. Ayrıca, partiyi Komünist Enternasyonal’den gelen talimatlarla yönetiyor, ancak Mustafa Kemal Paşa konusunda Komintern’in Sovyetler Birliği’nin dış politikasıyla uyumlu nispeten yumuşak politikasıyla anlaşamıyordu.
Buna karşılık Şevket Süreyya, Sovyet Rusya’da yaşadığı deneyimlerine ve bu alandaki birikimine bağlı olarak, Mustafa Kemal Paşa’nın “inkılâpçı” yanını öne çıkarıyor ve bu anlayışla tavır alınmasını savunuyordu. Türkiye’nin yapısı konusunda da çok daha gerçekçi analizler yapıyordu.
Şevket Süreyya, daha 1924 yılında Sadrettin Celal ile birlikte yazdıkları Lenin ve Leninizm kitabının kendisine ait bölümünde Türkiye’de proletaryanın durumu hakkında gerçekçi değerlendirmeler yapıyor ve Kemalist Devrim’e (“Cumhuriyet”e) sahip çıkıyordu:
“Bize gelince; bizde imparatorluk zamanlarında memleketimizin hakikaten fena idare edilmesi; lüzumsuz muharebeler, kapitülasyonlar memleketimizi yarı bir müstemleke halinde bırakmış ve iktisadın inkişafımıza mani olmuştur. Bütün bunların, bilhassa harb-i umumi ve Yunan Harblerinin tahribatı neticesinde şimdi memleketimizdeki iktisadi seyir, menfi bir seyirdir. Yani memleketimiz şimdi bir (sermaye terakümü) devri yaşamıyor. Memleket umumi bir fakirleşme ve sefilleşme halindedir. Bizde henüz proletarya değil, işsizler, ihtisassızlar, hülasa ‘lumpen proletarya’ artıyor. Nasıl ki iktisadi inkişaf dediğimiz hallerde de hakiki sanayi ve ticaret değil, ihtikar (spekülasyon) icra-i hüküm etmektedir. Binaenaleyh bizde ne sosyal demokrasi, ne de diğer şekil kitlevi hareketler için lazım olan içtimai zemin henüz tabiatıyla teşekkül etmiş değildir.
“Memleketin zengin, sermayedar, ileri bir hale gelmesi şimdi günün tarihi vazifesidir ve bu vazife ise disiplinli ve müteşekkil bir cumhuriyet partisine düşer. Cumhuriyetin idame ve muhafazası için yapılacak her hareket, hatta ne kadar şiddetli bile olsa, doğru, terakkiperverine, ileri bir harekettir.” (Şevket Süreyya ve Sadrettin Celal, Lenin ve Leninizm, Hayatı, Şahsiyeti Hakkındaki Mütalaalar, Aydınlık Külliyatı No.10, İstanbul, 1924, çeviriyazı: Elmas Şahin, Salkımsöğüt Yay., Ankara, 2005;44)
1925 yılında TKP yöneticilerinin çoğu tutuklandı. Şefik Hüsnü ise yurtdışına gitti. 1926 yılında TKP’nin durumunu görüşmek üzere Viyana’da bir konferans (“Türkiye Komünist Fırkası Birinci Viyana Aktif Konferansı”) düzenlendi. 27 Mayıs günü çalışmalarına başlayan konferansa, yurt dışından Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet, Hasan Ali (Ediz) ve Türkiye’den Vedat Nedim (Tör), Hamdi (Şamilov) ve Mehmet (Baytarzade Mehmet, Baytar Mehmet) katıldı. Toplantıda Şefik Hüsnü’nün içinde yer alacağı bir Harici Büro kurulması kararlaştırıldı. “1926 Viyana Konferansı’nda Merkez Komitesi’ne (SeKa) dış ilişkilerde yardım etmek, Komintern’le bağını kurmak amacıyla bir Harici Büro kurulmuştur. Moskova’da bulunan Harici Büro’da Şefik Hüsnü, Nazım Hikmet, Hasan Ali Ediz, Baytar Ali Cevdet görev almıştır.” (Dervişoğlu, Sinan (der.), 1926-1927 TKP MK Tutanakları, Büyük Kırılma, TÜSTAV Yay., İstanbul, 2007;12; ayrıca bkz. Dervişoğlu, Sinan (der.), Türkiye Komünist Partisi 1926 Viyana Konferansı, TÜSTAV Yay., İstanbul, 2004)
Türkiye’de faaliyet gösterecek Merkez Komitesi’nde de Vedat Nedim ve Şevket Süreyya yer aldı. Vedat Nedim, partinin genel sekreteriydi.
Bu dönemde Vedat Nedim ve Şefik Hüsnü, Kemalizm’e karşı çıkış konusunda ortak tavır alıyordu.
Dr. Şefik Hüsnü’nün 1925 yılında yazdığı bir raporda, Kemalistler hakkında aşağıdaki suçlamalar yer almaktadır:
“Kemalistlerin halet-i ruhiyelerini gayet iyi anlıyoruz. Yabancı sermayeyle kesinlikle uzlaşmanın arifesindeler. Açıktır ki böylece halk kitlelerinin baskısının kendilerine dayattığı milli istiklal programının ana noktasına, yani emperyalist güçlerin sömürgeleştirme teşebbüslerine karşı mücadelenin sürekliliğine ihanet ettiklerinin farkındalar. Halk onların emperyalist güçlerle sıkı işbirliğine dayalı olarak iktisadi kalkınmayı sağlama projelerine öylesine karşı ki, işçiler ve köylüler seslerini yükseltme ve iradelerini dayatma durumlarında olsalar bu planlarını uygulamaları imkansız olurdu. Dolayısıyla Kemalistler için emekçi kitleleri halen içinde bulundukları dağınıklık halinde tutmaları hayati bir meseledir. Elverişli nesnel koşulların bilinçli emekçilere bir araya gelme fırsatı verdiği yerde bile, Kemalistler onların teşkilatlarını dağıtmak için ellerinden gelen çabayı harcıyor. Bu onlar için emekçileri emperyalist sermayenin himayesi altında acımasızca sömürmelerinin olmazsa olmaz şartıdır. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, bu hain teşebbüste başarıya ulaşamayacaklar. Sınıf mücadelesi ruhu daha şimdiden geniş emekçi tabakaları harekete geçiriyor. Bunlar manevi önderlerinin karşılık verilmeksizin ezilmelerine imkan tanımayacaklardır; kendi kanlarıyla bedelini ödedikleri milli istiklallerinden mahrum bırakılmalarına da izin vermeyeceklerdir.” (Akbulut, Erden-Tunçay, Mete, İstanbul Komünist Grubu’ndan (Aydınlık Çevresi) Türkiye Komünist Partisi’ne, 1919-1926, 2. Cilt, 1924-Mart 1925, Sosyal Tarih Yayınları, İstanbul, 2013;18)
Erden Akbulut ve Erol Ülker, Vedat Nedim’in Kemalizm’e ilişkin tavrını şöyle anlatmaktadır:
“Nitekim Vedat Nedim de Dr. Şefik Hüsnü gibi Şevket Süreyya’nın görüşlerini bir sapma olarak nitelendirmektedir.” (Akbulut,Erden-Ülker,Erol, Türkiye Komünist Partisi’nin Bolşevikleşmesi, 1925-1928, Yordam Kitap, İstanbul,2021;29)
“Vedat Nedim Viyana Konferansı tartışmalarında açık bir şekilde görüldüğü gibi Kemalizme karşı muhalif bir tutum takınmakta, Takrir-i Sükun rejimini dayatan bu hareketin TKP’nin çabalarıyla ileriye taşınamayacağını düşünmekte, bu nedenle elverişli koşullar doğana kadar Parti’nin öncelikle kendi varlığını muhafaza etmesi ve ileriye yönelik hazırlık yapması gerektiğini öne sürmektedir. Şevket Süreyya ise tersine, mevcut rejimin burjuva karakterini değil inkılapçı yönünü öne çıkararak TKP’nin bu doğrultuda hareket etmesi gerektiğini vurgulamaktadır.” (Akbulut-Ülker,2021;28)
Şevket Süreyya, Kemalist iktidara karşı izlenmesi gereken politikayı, TKP Harici Büro’ya yazdığı 11/12 Aralık 1926 tarihli mektubunda şöyle özetliyordu:
“Bugünkü Türkiye’yi düşünürken münhasıran bir ‘burjuvazi keyfiyetini’ değil, aynı zamanda ‘Türkiye inkılâbını’ düşünmek mecburiyetindeyiz. Ben bu inkılâbı şöyle tasvir ediyorum: ‘Türkiye inkılâbı; Evvelden keşf ve vaad olunmayan, fakat iyi bir sevk-i idare ve şerait-i hariciyenin zaruretleriyle zaman zaman inkişaf ve nihayet bir kül ve sistem teşkil eden içtimai, iktisadi ve siyasi icraat ve tedbirleriyle -kapitalizmin inhilali devrinde- zuhuru zaruri olan Şark ve müstemleke inkılâbatının mütemeyyiz ve şâmil bir numunesini teşkil eder.’ Her milli inkılâp gibi bu hadisenin de bir hududu var. Beynelmilel fevkalade hadisat cereyan etmedikçe, bu milli inkılâb, o mukadder istikametlerine doğru adım adım inkişaf edecektir. Fakat bugün o vaziyetteyiz ki burjuvazi henüz -Şark irticaı ve Garp emperyalizmi önünde- diğer sınıfların da menfaatlerini temsil etmek devrindedir. Bütün kuyûd ve şeraitten muarra bir sınıf mücadelesi, bütün kuyûd ve şeraitten muarra bir ‘istismar’ karşısında olmadığımız için mesela vergiler, mesela militarizm, mesela terörün tenkidi mevzubahis olunca fikrimizde ve elimizde herhangi diğer bir komünistin hudutsuz serbestisini duymuyoruz. Bin bir çeşit sebeplerle milli inkılâbi rehberlik ve devletin Türkiye amele ve köylüsünün elinde bulunamaması yüzünden, tarihi sebeplerle o rolün bu ele intikal edeceği güne kadar her Türk komünisti faaliyetini yaparken kendisini nazik bir vaziyet-i hususiye karşısında duyacaktır.” (Akbulut-Ülker,2021;391)
Şevket Süreyya, bu değerlendirmeden sonra, mektubunda aşağıdaki önerileri formüle ediyordu:
“Bu tahliller karşısında ise polisin cilvelerine değil, fakat içinde yaşadığımız memleketin ve içinde faaliyette bulunacağımız sınıfın afaki seviyesine göre tabiye ve taktik hükümlerimizi vermek vaktine gelince ben nihayet şu noktalara geliyorum.
Komintern Yakın Şark Sekreterliği’nin aldığı karar uyarınca Mart 1927’de Komintern temsilcisi olarak İstanbul’a gelerek TKP MK toplantılarına katılan Kitaygorodski de 10 Nisan’da Komintern için kaleme aldığı raporunda, Şevket Süreyya ve Ahmet Cevat ile yaptığı görüşmelere dayanarak her ikisinin de Kemalizm’e karşı sağcı bir siyasal tutum içinde olduklarını belirtti ve bu tavrı eleştirdi. (Akbulut-Ülker,2021;30) Kitaygorodski’nin Şevket Süreyya’ya ilişkin değerlendirmesi şöyleydi: “Şevket gerçekten de Halk Partisi’nin siyasetini, ilerici bir partinin siyaseti olarak topyekûn savunmaya yönelik tamamen zararlı bir sapma sergiliyor. Kendisi bu sapmayı gidermekte olduğunu iddia ediyor. Şevket çok gerilerde kalmış, az okuyor, hapis ona da belirli ölçüde ağır damgasını vurmuş. Oysa bu arada o politbüro üyelerinin en aktifi ve en akıllısı.” (Akbulut-Ülker,2021;452)
Şevket Süreyya da 18 Mayıs 1927 tarihinde Nazım Hikmet’e yazdığı mektupta Kitaygorodski hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: “Gönderilen zata göre: Biz........
