menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eski TKP ve Kadro

22 11
21.01.2026

Yıldırım Koç yazdı…

www.yildirimkoc.com.tr

Şevket Süreyya ve arkadaşları, 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Paşa aleyhinde yayın yapan eski TKP’yi muhatap almadı. Bunun herhalde en önemli nedeni, bu yayınların herhangi bir etkisinin olmadığıydı. Buna karşılık, Sovyetler Birliği’ne her açıdan bağlı ve bağımlı olan eski TKP, Kadro’yu çıkaran kişilere yönelik çeşitli suçlamaların yer aldığı açıklamalar yaptı. Daha sonraki tarihlerde de eski TKP’nin tarihine ilişkin TKP veya TKP yandaşı yayınlarda gerçekdışı iddialarını sürdürdüler.

Kadro Dergisi yayına başladıktan sonra Şevket Süreyya’ya “ben” imzalı uzunca bir mektup geldi. Mektupta Kemalist Devrim’in kazanımları aşağılanıyordu. Şevket Süreyya, bu mektubun Şefik Hüsnü tarafından yazıldığı görüşündedir. Bu mektubun bazı bölümleri aşağıda sunulmaktadır:

“Bu makalenin birinci kısmı inkılâbın psikolojisinden bahseder. Fakat biz inkılâbın psikolojisinden evvel manasını öğrenmeğe muhtacız. Türkiye’de bir inkılâp var mı ve bu inkılâp yürüyor mu? Türkiye’de bu inkılâbın neden ibaret olduğunu evvelâ bir anlamalıydık. Türkiye’de inkılâp ismi verilen şeyler fes inkılâbı, harf inkılâbı, mecelle ve cumhuriyet inkılâbından ibaret gibi görünüyor. Bizim fes inkılâbı dediğimiz şeye Avrupalılar kıyafet veya serpuş modası derler. (…) Kıyafetle, serpuşla inkılâp yapmak mümkün bulunmuş olsaydı, esasen inkılâbın manası kalmazdı. Harf inkılâbı ismini verdiğimiz şeyi Almanya da yaptı, onlar da gotik hurufattan bizim lâtin namını verdiğimiz hurufata geçtiler, fakat orada bu yeni tarza inkılâp ismini vermek kimsenin hatırına gelmedi.

“En tumturakla ileri sürdüğümüz inkılâp mecelle ve cumhuriyet inkılâbıdır. Halbuki milletin nazarında bu inkılâpların da bugün için bir manası kalmamıştır. Avrupa’dan bir alay gürültülü merasimle yeni yeni kanunlar aldık. Fakat bu memleket türlü türlü bahanelerle kemafıissabık (eskisi gibi,YK) kanunsuz idaresine devam edip duruyor. Cumhuriyet inkılâbı Türkiye’de bir kelime oyunu mahiyetini geçememiştir. Sultan Vahdettin Sultan Gazi istihlâf etmiştir (yerine geçmiştir,YK). Yalnız şu var ki, Sultan Vahdettin bir kere saltanata geçtiği zaman kılıç kuşanmıştı. Sultan Gazi her üç dört senede bir böyle bir eğlenceyi kendisine müsaade etmektedir. İran’da Kaçar hanedanının Pehlevi hanedanına istihlâfına (yerine geçmesine,YK), Afganistan’da Amanullah’ın yerine Naisiriddin Şahın geçmesine inkılâp ismini vermek caizse, Türkiye’de de bu noktai nazardan bir inkılâp olduğuna hükmedilebilir.

“İnkılâp durmuyormuş veya muttasıl (hiç durmadan,YK) derinleşiyormuş. Evet, memlekette durmadan derinleşen bir şey vardır, fakat o inkılâp değil, memleketin umumi fakrü sefaletidir. Memlekette durmadan derinleşen bir şey vardır, fakat o inkılâp değil, memleketin iflas ve inhilâlidir (dağılma, erime,YK).

“Türkiye’de inkılâp tesmiye edilen (adlandırılan,YK) hareketin ideolojik mesnetleri henüz tavazzuh etmiş (açıklığa kavuşmuş,YK) değildir. Şimdilik ortada Avrupa’dan ve sermayedar dünyasından çalınmış bir takım taklit nazariyeler mevcuttur. Bu nazariyeler umumiyetle rabıtasız, insicamsız, ekseriya hakiki manaları anlaşılmamış şeylerdir. Fakat bu derme çatma mesnetlere istinat eden ipsiz sapsız icraat ekseriya bu mesnetlerin birer karikatürü mesabesindedir. Çünkü icraat ne kadar aykırı olsa, daima şeniyete (gerçekliğe,YK) intibak mecburiyetindedir. İdeolojik mesnetler bu şeniyete aykırı taklit mahiyette kaldıkça, esasen icraat gelişi güzel fatalist hareketler olmak ve nazariyeler, kanunlar da kuru laftan ibaret kalmak mecburiyetindedir.

“Kadro evvel-be-evvel inkılâptan ne anladığını ve hangi sınıfın ideolojisini yapmak istediğini tespit etmeliydi. Bu noktayı bir parça tespit imkanını bulmuş olsaydı daha ilkten kendisini burjuva zanneden şuursuz bir derebeylik rejiminin ideolojisini yapmak mevkiinde olduğunu görecekti.

“Saltanat, mecelle, fes ve harf inkılâplarının bir hüsnü kuruntudan başka bir şey olmadığı buraya kadar muhtasaran izah edildi. Bir de şu kapitülasyonlara bakalım.

“Kütlevi bir şekilde bu kapitülasyonları bugünkü hükümet bir türlü kabul etmek istemiyor. Fakat ferdi ve perakende bir şekilde bu kapitülasyonlar bugün bugüne mevcuttur. Bu kapitülasyonların perakende ve ferdi bir şekilde kalması ecnebi sermayelerinin memlekete ancak büyük müşkülatlarla girmesini intaç ediyor (sonuç veriyor,YK). Türk işçisi cahildi. Ona hürriyeti verilemez. Fakat ona hürriyeti verilmedikçe de o cahil kalmağa mahkumdur. Türk işçisi cahil kaldıkça memlekette milli bir sanayi ve iktisadın teessüsü imkansızdır. Türk hakim sınıfları için bir orospu gibi emperyalistlerin kucağına atılmaktan başka bir çare yoktur. Eski devirlerde Türkiye’de mütehassıs işçi kadrosunu kütlevi bir surette kapitülasyonlardan istifade eden Ermeni, Rum, Yahudi ekalliyetleri (azınlıkları,YK) teşkil ediyordu. Bu ekalliyetlerin imtiyazları ilga edildikten sonra Türk burjuvalarının iki ayakları bir pabuca girdi. Bugün de bütün himaye ve kontenjan, tasarruf ve yerli malı tahrikatına rağmen Türk sanayii inim inim inliyor.

“Türkiye bugünkü rejimiyle herhalde ikinci şıkkı ihtiyar etmek, yani emperyalizme teslim olmak mecburiyetindedir. Emperyalist sermaye Türkiye’ye gelmek için evvel-be-evvel yukarda gördüğümüz gibi Türkiye’de sermayenin faaliyetini mümkün kılabilecek bir takım şartlar tesis etmek, Türkiye’de imtiyazlı bir ecnebi mütehassıs işçi kadrosu vücuda getirmek mecburiyetindedir.

“Türkiye bu rakipler yanında emperyalistlerle sulhen anlaşabilmek için kendi rızasıyla bu tahakküm mahsulü olan şartları kabul etmek mecburiyetindedir. Bu şartların kabulü kapitülasyonların iadesinden başka bir şey değildir. Bugünün hükümeti de ister istemez bu yola girmektedir. Perakende konsesyonları bu ricat hareketinin başlangıçlarıdır. Fakat Vedat Nedim bu hakikatleri görmek kabiliyetinde değildir. O, hayalhanesinde yarattığı bir takım heyulâlarla bütün emperyalistlere meydan okumaktadır.

“İşte bunun içindir ki, büyük bir gürültü ve tumturakla Türk inkılâbı ismini verdiğimiz şeyle, Avrupalılar alay etmekte, bıyık altından bu safderunluğu (bönlüğü, YK) tebessümle karşılamaktadırlar.

“Komünist inkılâbı Rusya’da derebeylik bekayasını da, emperyalizmin Rusya’ya nüfuz etmiş müesseselerini de kökünden sildi süpürdü. Rus inkılâbı doğrudan doğruya Rus istismarcı sınıflarının birer müstemlekesi halinde olan Kafkasya, Kırım, Tataristan, Türkistan vesaire gibi adetleri altmışa yetmişe varan Çarlık müstemleke akvamına bütün cihan müstemlekelerine nümune olacak şekilde bir emekçi iktisadiyatı yaratmak imkanlarını verdi. Rus inkılâbı bugün kapitalist memleket........

© Veryansın TV