menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devrimci milliyetçilik, gerici milliyetçilik

44 9
13.02.2026

Yıldırım Koç yazdı…

www.yildirimkoc.com.tr

Yarım imam dinden, yarım doktor candan eder. Yarım yamalak bilgiyle, hatta kulaktan dolma bilgiyle hareket eden solcu da, solculuktan ediyor. Solcular arasında kulaktan dolma bilgiyle konuşulan alanların başında, milliyetçilik ve enternasyonalizm gelir. Birçok kişiye göre, “milliyetçilik burjuva ideolojisidir.” Eğer hiçbir konuyla ciddi olarak ilgilenmemişseniz, böyle bir değerlendirme çok doğru ve hatta çekici gelebilir. “İşçi sınıfları enternasyonalisttir” diye de eklerseniz, bu tespit tamamlanmış olur.

Ancak, gerçek böyle değil. “Milliyetçilik burjuva ideolojisidir” sözü her zaman gerçeği yansıtmıyor.

Yazımın sonucunu şöyle özetleyeyim: “Gerici milliyetçilik, emperyalizmin ideolojisidir.” “Devrimci milliyetçilik, başta Kemalizm olmak üzere, tüm anti-emperyalist hareketlerin ideolojisidir.”

Marks ve Engels de “milliyetçilik burjuva ideolojisidir” gibi bir genelleme yapmıyorlardı; milliyetçiliğe her zaman karşı çıkmıyorlardı. Onlar, bir ülkedeki milliyetçi hareketi değerlendirirken, bu hareketin dünyadaki etkilerini dikkate alıyorlardı. Engels, Karl Kautsky’ye 7 Şubat 1882 tarihli mektubunda şunları yazıyordu: “Bu nedenle, Avrupa’da iki ulusun uluslararası olmadan önce ulusal olmaya yalnızca hakkının değil, aynı zamanda zorunlu görevinin olduğuna inanıyorum: İrlanda ve Polonya. Çünkü bunların uluslararası olmasının en iyi yolu, tam anlamıyla ve gerçekten ulusal olmalarıdır.” (Marx-Engels, Collected Works, Cilt 46, 1880-1883;193)

Marks ve Engels’in yapıtlarını ciddi biçimde okuduysanız, her ikisinin de 1860’lı yıllarda Polonya’da Rusya’ya, İrlanda’da da İngiltere’ye karşı verilen milliyetçi mücadeleyi desteklediğini bilirsiniz.

Hangi gerekçeyle?

Gerekçeleri çok açıktır.

Çarlık Rusyası 19. yüzyılda Avrupa’daki her ilerici harekete karşı düşmanca davranan bir ülkeydi. 1815 yılında Avusturya, Prusya ve Rusya arasındaki antlaşmayla kurulan Kutsal İttifak, Avrupa’nın diğer ülkelerinin de katılımıyla güçlendirilmiş gerici bir yapılanmaydı. Amaç, Fransız Devrimi’nin cumhuriyetçi fikirlerinin yayılmasını engellemekti. Polonya’nın bağımsızlık mücadelesi, Çarlık Rusyası’nı zayıflatacağı için mutlaka desteklenmesi gereken bir hareketti. Hatta Birinci Enternasyonal’in önemli hedeflerinden biri de böyle bir destek vermekti. Marks’ın 4 Ekim 1853-30 Mart 1856 döneminde Kırım Savaşı’nda Rusya’ya karşı savaşan Osmanlı’yı desteklemelerinin gerekçesi de buydu.

İrlanda’nın İngiltere’ya karşı bağımsızlık mücadelesi de İngiltere’yi zayıflatacak, İngiltere’nin İrlanda’dan aktardığı kaynaklarla kendi işçi sınıfını sistemle bütünleştirme uygulamasına son verecek ve İngiltere’de devrimi kolaylaştıracaktı.

Diğer bir deyişle, Marks ve Engels’e göre, milliyetçi hareketler konusunda takınılacak tavır, bu hareketin dünya devrimci hareketi üzerindeki etkisi temelinde değerlendirilmeliydi.

17., 18. ve 19. yüzyıllarda kapitalizmin geliştiği ülkelerde milliyetçilik gerçekten o ülkede kapitalizmin gelişmesiyle ortaya çıkan burjuvazi tarafından savunuldu. İngiltere’de, Hollanda’da, Fransa’da, vb., milliyetçilik bir burjuva ideolojisiydi.

Ancak Osmanlı Devleti’ne bakalım. Osmanlı’da milliyetçilik bir burjuva ideolojisi olarak ortaya çıkmadı. Zaten Osmanlı burjuvazisi Batılı sermayedarlar ve devletlerle açık ve yakın işbirliği içindeki Ermeni, Rum, Yahudi azınlıklar, Levantenler ve Sabetaycılardan oluşuyordu. Bunların millicilikle, milliyetçilikle, vatanseverlikle, yurtseverlikle en küçük bir ilgi ve alakaları yoktu. Peki, Osmanlı’da kimler milliyetçiydi? Emperyalist saldırı karşısında ülkenin bütünlüğünü, vatanı korumaya çalışan Mithat Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal, Talat Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa, vb. Bu insanların öncülük ettiği milliyetçi hareket, anti-emperyalistti. Milliyetçilik, burjuvaziyi koruma ve geliştirmeyi amaçlamıyordu. Tam tersine, emperyalistlerle işbirliği yapan burjuva unsurlara da önemli ölçüde karşıydı.

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğini yaptığı Kurtuluş Savaşı da emperyalizme ve hatta belirli bir ölçüde kapitalizme karşı verilmiş bir mücadeleydi. O zaman, Türk milliyetçiliği, burjuva ideolojisi değil, anti-emperyalist bir kavganın düşünce sistemiydi ve bu nedenle de Marks ve Engels’in desteklenme ölçütlerine uygundu.

Bu durumda, milliyetçi hareketler “devrimci” veya “gerici” olarak nitelendirilebilir.

Yunanistan’ın Osmanlı’ya karşı isyanına bakalım. 1821 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya’nın teşvikiyle Mora Yarımadası’nda bir isyan başladı. İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları 1827 yılında Navarin’de Osmanlı donanmasını yendi. Bu gerici ittifak, Yunan isyanını destekledi. Yunanistan 1832 yılında “bağımsızlığına” kavuştuğunda, Yunanistan’a kral olarak da bir Alman’ı, Bavyera Kralı Ludwig’in oğlu Otto Friedrich Ludwig von Wittelsbach, daha 17 yaşındayken, atadılar. Otto, 1832-1862 döneminde, Yunanistan’a “bağımsızlık veren” bu güçlerin kontrolünde Yunanistan’ı yönetti. 1863-1913 döneminde 50 yıl ülkeyi yöneten Kral I. George ise Danimarkalıydı.

Marks ve Engels’in ölçütleri kullanılırsa, Yunan isyanı, Avrupa’da gericiliği güçlendiren bir hareketti ve bu nedenle de “gerici milliyetçi” bir mücadeleydi.

19. yüzyılın sonlarında Osmanlı’daki terörist Ermeni örgütlerinin mücadelesine bakalım.

Terörist Hınçak ve Taşnaksutyun, İkinci Enternasyonalle bağlantılı “sosyalist” örgütlerdi. Ancak attıkları her adımda, Osmanlı’yı parçalamak isteyen emperyalist güçlerle yakın ilişki içindeydiler. Emperyalist devletler, Osmanlı’yı parçalayarak ve paylaşarak, daha da güçlenmek istiyordu. Onların işbirlikçisi ve aleti de Ermeni milliyetçileriydi. Ermeni milliyetçiliği de, emperyalist güçlerin aleti veya taşeronu oldukları için, “gerici milliyetçi” idi.

Türkiye Cumhuriyeti döneminde Kürt milliyetçiliğine bakalım.

Emperyalist güçler Sevr Antlaşmasıyla kendi kontrolleri altında ve Sovyet Rusya’ya karşı kullanabilecekleri bir Kürdistan yaratmaya çalıştılar. 1921 yılı Mart ayındaki Koçgiri isyanı, İngiliz emperyalistlerinin emir ve talimatıyla başladı. 1925 Şeyh Sait isyanı, Türkiye’nin Musul eyaletine ilişkin taleplerini zayıflatmayı amaçlıyordu. 1930 Ağrı isyanı, Sovyetler Birliği’ne karşı bir stratejinin parçasıydı. 1937-1938 yıllarındaki Dersim isyanı, Türkiye’nin Hatay’ı kazanması çabalarına engel olmada kullanılabilecek bir girişimdi. PKK’nın 1984 yılından beri sürdürdüğü bölücü terör eylemleri de, önce Suriye, ardından da başta ABD olmak üzere tüm emperyalist güçler tarafından desteklendi ve destekleniyor.

Bu durumda, Kürt milliyetçiliği, Marks ve Engels’in ölçütlerine göre, “gerici milliyetçilik”tir.

Ölçüt, emperyalizme karşı alınan tavırdır.

Hegel’de ve ardından ağırlıklı olarak Engels’de ve bir ölçüde Marks’ta ele alınan bir konu, halkları “tarihli” veya “tarihsiz” olarak tasnif edilmesidir.

Bu değerlendirmeye göre, bazı halklar devlet kurma yeteneğine sahiptir ve devlet kurmuşlardır. Bazı halkların geçmişinde böyle bir deneyim yoktur. Yapılan tahminlere göre, günümüzde dünyada 3-5 bin farklı insan topluluğu (etnisite) bulunmaktadır. Konuşulan dil sayısıysa 7 binin üstündedir. Bu halkların ancak çok küçük bir bölümü tarihte devlet kurmuş, bir etnisite (halk) olmaktan milliyet ve millet (ulus) aşamasına geçebilmiştir.

Emperyalist devletler ve ulusötesi........

© Veryansın TV