Devrim Gazetesi ve darbeye hazırlık
Yıldırım Koç yazdı…
Yön Dergisi yayımına 30 Haziran 1967 tarihindeki 222. sayısıyla son verdi. Doğan Avcıoğlu, “Son Söz” başlıklı yazısında Yön’ün katkılarını ve mevcut durumu şöyle özetliyordu:
“Kurucu Meclis günlerini hatırlıyorum: Anayasanın ilerici sosyal görüşlerinden telaşa kapılan bazı eşraf ve komprador sözcüleri, bu görüşleri etkisiz kılmak için Anayasaya ‘milliyetçilik’ deyimini yazdıracağız diye çırpınıyorlardı. Anayasa Komisyonu üyeleri ve Kurucu Meclisin uyanık çevreleri de, milliyetçilik maskesi altındaki bu gerici taarruza karşı şiddetle direniyorlardı. Milliyetçilik, o tarihlerde Sam Amca dalkavuklarının tekelindeydi! Gerçekten vatansever ilerici ve toplumcu çevreler ise, milliyetçilik lafından pek hoşlanmıyorlardı.
“Yön, böyle bir ortamda milliyetçilik bayrağını en yükseklerde tutarak yayın hayatına başladı. Bugün, Sam Amca dalkavuklarının ellerinden bayrak düşmüştür. Milliyetçilik bayrağı, artık kendi mutluluğunu, Türk halkının mutluluğunda görenlerin ellerinde dalgalanmaktadır. (…)
“Milliyetçiliğin ilk ve vazgeçilmez şartı, tam bağımsızlıktır. Günümüzde tam bağımsızlık, sosyal devrim yolundan geçmektedir. Sosyal devrim ise, ancak tam bağımsızlık içinde bütün sonuçlarıyla gerçekleştirilebilir. Milli ve sosyal hareket, bir fermuarın dişleri gibi birbirine kenetlenmiştir.
“Milliyetçilik, sosyal potada eriyerek gerçek milliyetçilik haline gelmiştir. Sosyal talep, milliyetçilik ile yoğrularak, tarihî akış içinde tam anlamını kazanmıştır. (…)
“Emperyalizmin içeride dayandığı güçler de, bir baskı ve dalavereye ihtiyaç kalmaksızın, serbest seçimleri üst üste kazanmaktadırlar. İlhan Selçuk’un deyimi ile, emperyalizm, sandıktan çıkmaktadır. Bu, halkçı ve milliyetçi güçler için -şu ya da bu yoldan- mutlaka değiştirilmesi gereken büyük bir talihsizlik ve büyük bir handikaptır. Üstelik bu güçler artık iyice bilinçlenmişlerdir ve tam bir dayanışma halindedirler. İşbirlikçiler cephesi karşısında, milliyetçiler, dağınık ve kararsızdırlar. Hatta zaman zaman, işbirlikçiler cephesinin yürüttüğü usta ideolojik savaşın etkisi altında asıl mücadeleyi unutup birbirlerine saldıracak kadar, gerçeklerin dışındadırlar.” (Doğan Avcıoğlu, “Son Söz”, Yön, Sayı 222, 30 Haziran 1967)
1967-1968 yılları Türkiye’de sosyalist solda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdi.
Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni kitabı 1968 yılında basıldı ve aydınlar ve subaylar arasında yaygın biçimde okundu.
Sosyalist solda 1967 ve öncesinde büyük bölünmeler ve kavgalar yoktu. Örneğin, Yön Dergisi Türkiye İşçi Partisi’ni eleştirirken, TİP yöneticilerinden Behice Boran’ın iki yazısı Yön Dergisi’nde yayımlanabiliyordu. (Behice Boran: Yön, Sayı 50, 28 Kasım 1962, “Metod Açısından Feodalite ve Mülkiyet. Marksist Metod Nedir?”; Behice Boran, Yön, sayı 51, 5 Aralık 1962. “Osmanlılarda Mülkiyet Meselesi.”) TİP’lilerin yayımladığı Sosyal Adalet Dergisi’nde de TİP’lilerin katılmadığı Sosyalist Kültür Derneği’nin genel başkanı Osman Nuri Torun’un görüşleri yer alıyordu. (Sosyal Adalet, Sayı 1, 19 Mart 1963).
1967 yılından itibaren sosyalist solda bölünmeler ortaya çıktı ve bunlar çeşitli yayın organlarında ifade edildi. Bu süreçte, sosyalist sol içinde sert tartışmalar da başladı.
Doğan Özgüden’in Ant Dergisi 3 Ocak 1967 tarihinde yayımlanmaya başladı. Mihri Belli ve Reşat Fuat Baraner’in yönettiği Türk Solu Dergisi 17 Kasım 1967 günü ilk sayısını çıkardı. Dr.Hikmet Kıvılcımlı’nın Sosyalist Gazetesi 20 Ocak 1967’de yayına başladı. Mahir Çayan ve Doğu Perinçek’in önderliğindeki Aydınlık Sosyalist Dergi 1968 Kasım’ında ilk sayısını bastı. 1970 yılı Ocak ayında Doğu Perinçek ve arkadaşları bu dergiden ayrılarak Proleter Devrimci Aydınlık’ı çıkarmaya başladı. İşçi-Köylü Gazetesi’nin ilk sayısı 8 Temmuz 1969 tarihinde yayımlandı. TİP içindeki bölünmenin ardından Behice Boran – Sadun Aren grubunun çizgisindeki Emek Dergisi 1 Mayıs 1969’da yayın hayatına katıldı. DEV-GENÇ’nin İleri Dergisi 1970 yılında çıktı. Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kurtuluş Dergisi 1970 yılı Mayıs ayında yayımlanmaya başladı. Bu dergi 15 Mart 1971 tarihinde “Kurtuluş, Devrim için savaşmayana sosyalist denmez” adıyla yeniden düzenlendi. 1973 yılından itibaren Türkiye Komünist Partisi içinde önemli görevler üstlenecek olan Veysi Sarısözen ve Nabi Yağcı’nın Partizan Dergisi de 1970 yılı Mayıs ayında basılmaya başladı. Mihri Belli’nin yönettiği Türkiye Solu Dergisi’nin ilk sayısı 5 Nisan 1971 tarihinde çıktı.
Bu dönemde Sol Yayınları, Ant Yayınları, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Toplum Yayınevi gibi yayınevleri de Marksizmin temel yapıtlarını çevirerek yayımladı. Ant Yayınları’nın yayınları arasında Carlos Marighella’nın Şehir Gerillası ve Alberto Bayo’nun Gerilla Nedir? kitapları ve Toplum Yayınevi’nin Regis Debray’ın “foko teorisini” geliştirdiği Devrimde Devrim kitabı özellikle gençler arasında radikal eylem eğilimlerinin güçlenmesine neden oldu.
1968 yılında üniversitelerde yaygın eylemler ve işgaller yaşandı.
1968-1970 döneminde Türkiye’de büyük işçi eylemleri ve bazı bölgelerde köylü mitingleri yapıldı.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının kurduğu THKO ve Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurduğu THKP/C örgütleri de, 1970 yılı Aralık ayından itibaren silahlı eylemlere başladı.
Türk Lirası 10 Ağustos 1970 tarihinde yüzde 66 oranında devalüe edildi. Bir ABD Dolarının TL karşılığı 9 liradan 15 liraya yükseltildi.
Devrim Gazetesi’nin ilk sayısı, 1969 milletvekili seçimlerinden hemen sonra, 21 Ekim 1969 tarihinde yayımlandı. Derginin sahibi Cemal Reşit Eyüboğlu, genel yayın müdürü Doğan Avcıoğlu ve yazı işleri müdürü de Uluç Gürkan gözüküyordu. 27 Nisan 1971 tarihli nüshada da aynı isimler yer alıyordu. Ara dönemde yazı işleri müdürünün isminde değişiklikler oldu.
Gazetede “Devrim Bildirisi” yer aldı. Bildiri’de “Türk sosyalizmi” veya “sosyalizm” kavramları yoktur. Devrim Gazetesi’nin yayımlanan 79 sayısında da bu konular ele alınmadı ve sosyalist soldaki grup veya örgütlenmelerle bir tartışma içine girilmedi. Bunun bir nedeni Doğan Avcıoğlu’nun “Madanoğlu Cuntası” olarak isimlendirilen darbe girişiminde yer alması ve subayların sosyalizm konusundaki ihtiyatlı durumu olsa gerektir. Diğer neden ise, Doğan Avcıoğlu’nun darbe hedefine kilitlenmiş olmasıdır. Bildirinin bazı bölümleri aşağıda sunulmaktadır:
“Seçimlerden sonra Türkiye yine aynı Türkiye’dir ve hiçbir şey değişmemiştir. Oysa, Türkiye, mutlaka değişmesi gereken bir ülkedir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, bütün güçlüklere rağmen, iyimserdik. Çok geçmeden tam bağımsız bir Türkiye kuracağımıza ve çağdaş uygarlığa ulaşmış bir millet olacağımıza inanıyorduk.
Cumhuriyet, şimdi “ellinci” yılına yaklaşmıştır. Türkiye’nin manzarası karanlıktır:
Kemalizmin yoktan var ettiği Lâik Türk Devleti, mezhep, aşiret ve tarikat kavgaları içinde, çözülmekte, çökmekte ve için için erimektedir. Bölücü akımlar kuvvetlenmektedir. Oy uğruna en kutsal değerleri satışa çıkarmakta pervasız politikacı, milleti tahrip eden, mezhep, aşiret ve tarikat kavgalarını sorumsuzca körüklemektedir.
Milletlerarası petrol şirketleri ve emperyalizmin hizmetindeki çağdışı devletler, Atatürk Türkiyesini petrol, dolar ve sterlin kokan şeriatçılığın ağına yeniden düşürmek amacıyla, içerideki şer kuvvetlerini seferber etmişlerdir. Oy kaygısıyla şer kuvvetlerine yaranmaya çalışan, hiç değilse onların hışmından kaçınmayı marifet sayan politikacı, Abdülhamit ve Vahdettin şeriatçılığını hortlatmak isteyenlerin, dolaylı ya da dolaysız yoldan suç ortaklığını yapmaktadır. Böylece kanlı bir kardeş kavgasının tohumları ekilmektedir.
En ileri görüşlü siyasî partiler dahil, siyaset borsasında çuval dolusu oy satan şeyh, ağa, aşiret reisi ve tefeciden medet ummakta, feodalizm ve kalıntılarından, mezhep ayrılıklarından ve etnik özelliklerden yararlanmaktadır. Millî irade, millî irade satıcılarının elinde, halkın ezilmesine, milletin çözülmesine ve uydulaşmasına yol açmaktadır. (…)
Cumhuriyetten beri elli yıla yakın çabadan sonra ve ancak makinası, hammaddesi, yedek parçası ve teknik bilgisiyle dışarıya bağlı bir “montaj” ve “ambalaj” sanayii kurulabilmiştir. Genellikle, yüksek gelir gruplarının lüks tüketim ihtiyacını karşılamaya yönelmiş, aşırı tekel kârlarıyla çalışan böyle bir sanayi, ekonomik bağımsızlığı sağlamak şöyle dursun, dışarıya bağımlılığı artmıştır. (…)
Feodal, ya da yarı feodal kalıntıları sürdüren tarım, modernleşmiş olmaktan çok uzaktır. İşletmelerin yüzde 80’ine yakını, sefalet şartları içinde ilkel tarım yapan cüce işletmelerdir. Ortaçağ kurumu tefecilik, bütün şiddetiyle yaşamaktadır. Köylü kendisi için değil, tefeci, aracı ve ağa için çalışmaktadır. (…)
Bugünkü gidişle, yakın bir gelecekte milyonlarca işsizin şehirleri doldurması beklenmelidir. İlgililerin bu konuda, dış ülkelere çok sayıda işçi ihraç etme ümidiyle, Türkiye’yi ortak sömürge yapacağına aldırış etmeksizin, Ortak Pazar’a gitmek ve böylece sanayileşmeden ve kalkınmadan vazgeçmekten öte ciddî bir tedbiri yoktur. (…)
Cehaletten kurtulma davası çözülebilmiş olmaktan çok uzaktır. (…) Atatürkçü öğretmen ezilmekte, teknik ve tarım okullarından çok imam-hatip okullarına önem verilmekte, fakir köylü çocuklarına imam-hatip okullarından başka okuma yolu bırakılmamaktadır. İzinli, izinsiz Kur’an kurslarının çığ gibi büyümesine ve hatta Doğu’da medreselerin faaliyet göstermesine göz yumulmaktadır. Özel yüksek okulların yeryüzünde eşi görülmemiş bir skandal olarak gelişmesine seyirci kalınmaktadır.
Eğitim gibi, sağlık işleri de perişandır. Nüfusun pek az bir kısmı sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir. Sosyalizasyon uygulaması bekleneni verememiştir. Çok sayıda doktor, dış ülkelerde, hiç değilse büyük şehirlerde bulunmayı, Anadolu’da çalışmaya tercih etmektedir. Avrupa ve Amerikaya beyin göçü devam etmekte çağdaş uygarlığa ulaşmak için Türkiye’ye gerekli en değerli bilim adamlarımız millî kalkınmanın itici gücü olacak yerde dışarıya gitmektedirler. Halkın sağlığını hileli bir ticaret konusu yapan ilâç sanayii skandalı sürmekte, vatandaş hasta döşeğinde sömürülmektedir.
Gelir dağılışındaki adaletsizlik, şimdiden çok büyüktür. (…)
Türk dış politikası devamlı borç bulma ilkesine göre yürütülmektedir. (…) Türkiye’nin bağımsız bir dış politika izleyebilme olanaklarını değişen dünya şartlarına rağmen iyice sınırlamaktadır. (…)
Ekonomik ve askerî bakımdan dış kaynaklara aşırı bağımlılık, ulusal çıkarlarımıza uygun düşmediğini bile bile, kanat devletlerinin güvenliğini açıkta bırakan yeni NATO stratejisini Aralık 1967’de kabule bizi zorlamıştır. Ulusal güvenliği sağlamak endişesiyle, Batı ve ABD çıkarlarını koruma açısından büyük ve belki de gereksiz rizikolar yüklenmiş bulunuyoruz. (…) NATO ve ABD, ancak kendi çıkarları gerektirdiği ölçüde ve çok sınırlı biçimde Türkiye’yi koruyacaktır. (…)
Cumhuriyet, iç politikasında da, dış politikasında da, Kemalist yoldan uzaklaştırılmıştır.........© Veryansın TV
