‘Küresel ekonomi’ masalıyla aldatmak!
Son dönemde, ekonomiye dair en fazla duyduğumuz şey, Hürmüz Boğazının kapanması bağlantılı olarak dile getirilen, savaşın acılarını dahi ikinci plana atacak şekilde ekranları dolduran, “küresel petrol ve doğalgaz piyasaları”, “arz güvenliği” ve “küresel ekonomi” diye başlayıp giden -benim bu yazının devamında “küresel ekonomi” diyerek tümünü kapsar şekilde kullanacağım- cümleler oldu.
Evet, her gün duyduğumuz, The Economics, Bloomberg gibi, küresel piyasanın/piyasacıların amiral gemisi, ideolojik, siyasi rehberi medya platformlarında üretilip, tüm toplumun hatta görünüşte neoliberal küreselleşmeci dünya düzenine muhalif siyasi yapılar ve yayın organlarının dahi ağzına, diline yapışan/yapıştırılan bu kavramlarla ifade edilen şey, dünya genelini kapsayan tek ve bütünleşik bir ekonomi olduğu.
Bu söylemle varılmak istenilen amaç ise onun iyi gitmesinin ayrımsız herkes ve her ülke için iyi, kötü gitmesinin ise ayrımsız herkes ve her ülke açısından kötü bir şey olduğu yani ayrımsız tüm ülkeler ve tüm insanların kader ortağı olduğu bir “ekonominin” var olduğuna inanılması, bu ekonominin toplumlardan, insanlardan, ülkelerden bağımsız “genel doğrularla” yönetilmesi gerektiği. Dolayısıyla ekonominin siyaset alanının dışına çıkarılması, ekonominin “paydaşlarla” yani sermayeyle/piyasayla ve piyasacıların katılımıyla -yönetişim- yürütülmesi gereken bir şey olduğu.
İnanmamız istenilen “genel geçer doğru” bu olunca, bu yazının konusu da, bu tanımlamaların, kavramlaştırmaların ardındaki ideolojik yönlendirme/saptırma doğal olarak.
Ne demek istediğimi doğru anlatmam için ilk sorulması gereken soru, “küresel” diye başlayan bu sözcüklerin, bu söylemi ortaya atan ve kabul etmemiz için zorlayanlar tarafından iddia edildiği gibi, biz sıradan fanileri, bizimki gibi emperyalist sistemin yancısı olmuş ülkeleri de kapsayıp kapsamadığı, eğer kapsıyorsa, bu yapı içerisinde bizim yerimiz ve ağırlığımızın ne olduğu. Bunun yolu ise Küresel petrol ve doğalgaz piyasaları, arz güvenliği ile küresel ekonomi denilerek, sanki hepimizin ortaklaştığı, eşit ortağı/parçası, yönlendiricisi olduğumuz bu şeylerin, gerçekte sahibinin, yönlendiricisinin kim olduğu sorusunu yanıtlamaktan geçiyor.
Soruyu biraz daha açalım. Hepimizin olan ya da eşitlikçi, herkes için eşit katılım/yönlendirme olanağı sağlayan ulusal/küresel siyasi mekanizmalar ya da ulusal ya da küresel ölçekte kamu mülkiyeti yolu ile hepimizin ortak söz sahibi olduğu, siyaseten yönlendirme olasılığımız olan bir şeyden/şeylerden mi, az sayıda birilerinin özel mülkiyetinde olup, tüm dünyayı bilişim ve finans şirketleri eliyle bir ağ gibi saran, onların kararlarıyla ve onların kontrolünde işleyen, bizim gibilerin -insan ya da ülke- yalnızca edilgen “tüketiciler” olduğu, karar mekanizmaları bizim dışımızda olan bir şeyden mi bahsediyoruz.
Bırakın Yugoslavya ve Afganistan işgaliyle başlatılan ve amacı dünyanın varlıklarına çökmek olan yeniden sömürgecilik dönemine dönme amaçlı çıkartılan savaşları, İran, Venezuela, Rusya ve Çin başta olmak üzere, sadece son on yılda dünya genelinde yaşananlar dahi sorunun cevabını net olarak ortaya koyuyor. Süreci yöneten finans ve teknoloji tekellerinin -Epstein Adası görüntüleriyle yakından tanıma fırsatı bulduğumuz bir kartelin- kazananı olduğu, kendi ülkeleri halkları da dahil olmak üzere, kendi dışlarında kalan dünyanın tüm insanlarıyla birlikte yoksullaştırma, mülksüzleştirme ve bu yolla köleleştirme operasyonlarının hedefi olduğu, ulus devletlerin, ulusal siyasetin bu kartelin kontrolünde edilgen öznelere dönüştüğü, tüm biyolojik ve öznel verilerimize el konularak her an izlendiğimiz bir distopyanın içerisinde yaşıyoruz uzun samandır.
Bu gidiş, özellikle 2007-2008 krizi sonrasında, krizin doğrudan vurduğu ABD ve bazı AB ülkelerinde çokça tartışılıp, Wall Street’i işgal et gibi toplumsal eylemlerle protesto edilse de maalesef gerçek bir siyasi sonuca -ABD ve genel olarak Batı ülkelerinde gerçek anlamda sistem muhalifi siyasi yapı kalmadığı için- ulaşması mümkün olmadı. Demek istediğim şey ister ABD ya da AB üyesi ülke vatandaşı olun, ister Türk ya da Pakistan vatandaşı olun eğer bu küresel ağın etken parçası yani küresel sermaye ve teknoloji sistemini kontrol eden azınlığın parçası değilseniz, kendinizin küresel ekonomi adı altında yutturulan bu işgal planının kaybedenleri tarafında olduğunuzu kabul etmeniz gerekiyor. Bizim gibi........
