İçtihad Kapısı Nereye Açılır?
Tarihin tecrübesinden faydalanmak ve gerekli dersleri çıkarmak, her topluluk için hayat memat meselesi olarak kabul edilir. Müslümanlar açısından en kritik tarihi dönemlerden biri de, şüphesiz modernleşme dönemidir. Modernleşme döneminde, bir kurtuluş ideolojisi olarak ortaya çıkan İslamcılık ve İslamcıların yaşadıklarından, onların selefleri olan günümüz İslamcıları gerekli dersleri çıkarabilmiş midir?
Büyük sıkıntıların, kaosların, buhranların yaşandığı, devletin çözülüp çöktüğü, amansız savaşların yaşandığı bir dönemde ortaya çıkan kurtuluş düşüncelerinin, ilk defa karşılaştıkları problemler karşısında birçok hatalar yapması mazur görülebilir. Fakat tecrübe edilmiş hataların selefleri tarafından tekrar yapılması, seleflerini mazur gösterebilir mi? Buradan hareketle, dünden bugüne kısa bir seyir izlendiğinde sonuç ne çıkar?
Bu kısa girişten sonra, İslamcılık Düşüncesinin, dağılmakta olan ne varsa, toparlamak için ortaya çıktığını, ortaya çıkarken de, değişim ve dönüşüme karşı nasıl bir tavır aldığı, modernleşme serencamını nasıl ve hangi kurucu kavramlarla sürdürdüğünü anlamaya çalışacağız. Bilindiği gibi bütün ideolojilerin, üzerine oturduğu, inşa olduğu kurucu kavramları vardır. İslamcılık Düşüncesinin kurucu kavramlarından biri de “ictihad” kavramıdır. Bu kavramın serencamı nedir, bahsi geçen düşünce içerisinde nasıl bir işlev görmüştür?
İslamcılığın kurucu kavramlarından olan “İctihad”, kendi geleneksel mecrasından çıkarılarak ve içi yeniden doldurularak, modernleşmeye ivme kazandırmak için kullanışlı olmuş kavramlardan biridir. İctihad kavramının, İslamcılığın kurucu kavramlarından biri olduğu tartışma dışıdır.
İslamcıların yeni bir düzen kurgusunda hareket noktası ve yorum kaynağı olarak ictihad kavramı, zamanın şartlarına göre kurulan yeni düzeni meşrulaştırmak için oldukça faydalı işlev görmüştür. İctihad kapısının kapalı olması, bu kapalılığın yeni değişimler karşısında büyük bir engel teşkil etmesi, İslamcıları bu kavram üzerinde yeni yaklaşım ve yorumlarda bulunmaya götürmüştür.
İslamcılar ictihad kavramının bir mesele olarak tartışılmaya başlamasının şer’i dayanağını da Mecelle’de yer alan “Ezmânın Tegayyürü İle Ahkâmın Tegayyürü İnkâr Olunamaz” kaidesine dayandırdılar. İslamcılar için bu külli kaide sadece ictihad kavramının tevilinde değil, yeni siyasi ve iktisadi düzene aykırı olan her meselede dayanak olarak kullanıldı.
Her şeyi baştan sona değiştirmeye, kadim kurum ve kuruluşları yerinden yurdundan etmenin gerekliliğine inanan İslamcılar, Mecelle’de geçen kaideyi adeta sihirli bir değnek gibi kullanmayı başardılar. Onlara göre, ulema uhdesinde olan ictihad, ulema sınıfının bir hakkı, yetkisiydi. Adı geçen kaidenin de tasarrufu ulema sınıfının elindeydi. Dünya değişmeye başlamış, değişen dünyaya ayak uyduramayan devlet çökmenin eşiğine gelmiştir. Bu sebepten İslam dini değişen zamanlar ve gelişen olaylar karşısında varlığını, geçerliliğini, ictihad kapısının açılması ile muhafaza edebilirdi.
Geleneksel düşüncenin kabul ettiği “ictihad kapısının kapalı olduğu” tezine İslamcılar itiraz ederek, ictihad eyleminin yeniden canlanması gerektiğini ileri sürdüler. Onların ileri sürdüğü iddialar kısmen haklılık gösterse de, aslında başka bir noktaya işaret etmekteydi. Taklidin, mukallitliğin sakıncalarını detaylıca izaha gayret eden İslamcılar, canhıraş Batılı yaşam tarzını, siyasetini, iktisadını taklit etmeye başladılar. İslamcılara göre, mütekaddimin ulemanın ictihadları, bu içtihadlara dayanan taklitçilik ve bu taklitçiliğe bel bağlamanın sonucunda Müslümanlar dünyadaki gelişmeleri görememiş, takip edememiştir. Bu sebepten din olarak İslam ve Müslümanlar dinamik yapısını kaybetmiş gerilemiştir. Eğer İslam’ın gelişmesi, Müslümanların tekrar söz sahibi olabilmesi isteniyorsa, ictihad kapısı tekrar açılmalıdır.
Geçmişten ve geçmiş ictihadlardan........
© Venhar Haber
