menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sigorta var, güvence nerede?

28 0
20.10.2026

Vatandaş prim ödüyor, felaket yaşanıyor; karşısına “kapsam dışı” cevabı çıkıyor! Türkiye, deprem gerçeğiyle yaşayan; sel, fırtına ve diğer doğal afetlerin etkilerini de giderek daha fazla hisseden bir ülke. Geçtiğimiz günlerde yaşanan sel felaketi, vatandaşın can ve mal güvenliğini yeniden gündeme taşıdı. Evler, iş yerleri, araçlar zarar görüyor; insanlar yıllarca biriktirdikleri emeklerinin bir anda yok olmasıyla karşı karşıya kalıyor. Tam da böyle zamanlarda sigortanın ne anlama geldiğini hatırlamamız gerekiyor. Vatandaş neden sigorta yaptırıyor? Bir gün başına kötü bir olay geldiğinde bütün zararı tek başına karşılamamak için… Yıllarca prim ödüyor, bütçesinden fedakârlık yapıyor ve gelecekte karşılaşabileceği risklere karşı kendisini güvence altına almaya çalışıyor. Peki, felaket gerçekleştiğinde ne oluyor? Bazı vatandaşlar hasarlarını karşılatmak için başvurduklarında “poliçe kapsamı dışında”, “teminat şartları oluşmadı” veya “hasar bu poliçeden karşılanamaz” gibi cevaplarla karşılaşıyor. Elbette her hasar talebinin ödenmesi gerektiğini söyleyemeyiz. Sigortanın belirli şartları, istisnaları ve teminat sınırları vardır. Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Vatandaş, parasını ödediği güvencenin sınırlarını gerçekten biliyor mu? Ve sigorta şirketi, sözleşmenin kendisine yüklediği sorumluluğu yerine getiriyor mu? Benim üzerinde durduğum mesele tam olarak budur. Sigorta, yalnızca poliçe satıldığı gün değil, hasar meydana geldiği gün de anlamlı olmalıdır. 1,2 trilyon liralık sektör: Güven büyüyor mu? Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre, Türkiye’de sigorta sektörünün 2025 yılı toplam prim üretimi yaklaşık 1 trilyon 223 milyar liraya ulaştı. 2026 Eylül sonu itibariyle bu rakam 1 trilyon 97 milyar 137 milyon TL'yi aştı. Sektörün bir önceki yıla göre büyümesi yüzde 46 düzeyinde gerçekleşti. Aynı yıl hayat ve hayat dışı sigortalarda toplam hasar ödemeleri yaklaşık 498,5 milyar lira olarak açıklandı. Bu rakamlar, sigortanın Türkiye ekonomisinde ne kadar büyük bir yere ulaştığını gösteriyor. Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız: Prim üretimi, vatandaşların ve işletmelerin ödediği primleri; hasar ödemesi ise belirli koşullarda yapılan tazminat ödemelerini ifade eder. Bu iki rakamı doğrudan karşılaştırıp aradaki farkı şirketlerin kârı veya ödemekten kaçındıkları tazminat olarak yorumlamak doğru değildir. Branşlar, karşılıklar, reasürans ve diğer teknik unsurlar ayrıca değerlendirilmelidir. Bununla birlikte, yüz milyarlarca liralık primlerin toplandığı bir sektörde tüketicinin haklarının korunması, hasar retlerinin denetlenmesi ve şirketlerin hesap verebilirliği çok daha önemli hâle geliyor. Çünkü sigortacılık yalnızca finansal bir faaliyet değildir. Aynı zamanda toplumsal güven mekanizmasıdır. DOĞAL AFETLER ARTARKEN VATANDAŞIN YÜKÜ DE ARTIYOR Türkiye’de Eylül 2026’da 66 meteorolojik karakterli afet kaydedildi. Bunların 24’ü şiddetli yağış ve sel olayıydı. Yine 16 Ekim 2026 tarihli açıklamalarda İstanbul, Antalya, Sakarya ve Kocaeli’de sel felaketinin etkileri gündeme geldi; İstanbul’da dokuz kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Bu tablo bize bir gerçeği hatırlatıyor: Afet riski, yalnızca geleceğe ilişkin teorik bir ihtimal değil. Vatandaşın evini, aracını, iş yerini ve birikimini doğrudan etkileyen ekonomik bir risk. Bir evin su altında kalması yalnızca duvarların ve eşyaların zarar görmesi değildir. Ailenin barınma düzeni bozulur, iş gücü kaybı yaşanır, tamir masrafları ortaya çıkar. Küçük bir işletme için birkaç günlük kapanma bile ciddi gelir kaybına neden olabilir. Üstelik afet sonrasında vatandaş bir yandan hayatını yeniden kurmaya çalışırken diğer yandan sigorta şirketiyle hukuki ve teknik bir mücadele vermek zorunda kalabiliyor. İşte asıl sorun burada başlıyor. “KAPSAM DIŞI” DEMEK TEK BAŞINA YETERLİ Mİ? Bir sigorta şirketinin hasar talebini reddetmesi, otomatik olarak haksız davrandığı anlamına gelmez. Fakat yalnızca “kapsam dışı” ifadesini kullanmak da her durumda yeterli bir açıklama değildir. Tüketicinin bilmesi gerekenler şunlardır: Hangi poliçe hükmüne dayanılarak ödeme yapılmıyor? Hasarın hangi özelliği, ilgili teminatın dışında kabul ediliyor? Hasar tespiti hangi rapora ve teknik bulgulara dayanıyor? Poliçede belirtilen istisnalar tüketiciye açık ve anlaşılır biçimde sunulmuş mu? Hasarın bir bölümü karşılanabiliyorsa neden tamamı reddediliyor? Örneğin sel nedeniyle zarar gören bir konut düşünelim. Konut sigortasının kapsamı, ek teminatları, istisnaları ve özel şartları incelenmeden “Sigorta mutlaka ödemelidir” de denilemez, “Şirket ödeme yapmıyorsa haklıdır” da denilemez. Su baskınının kaynağı, olayın niteliği, poliçedeki sel ve su baskını teminatı, muafiyetler ve varsa özel istisnalar birlikte değerlendirilmelidir. Aynı şekilde DASK, deprem nedeniyle binada meydana gelen ve zorunlu deprem sigortasının kapsamına giren zararlar için düzenlenmiştir. Her türlü eşya zararını, bütün ek masrafları veya her türlü dolaylı kaybı karşılayan genel bir konut sigortası değildir. Bu nedenle vatandaşın DASK ile konut sigortasını birbirinin yerine geçen ürünler gibi görmemesi gerekir. Sağlık sigortasında da benzer bir durum vardır. Bekleme süreleri, önceden var olan hastalıklarla ilgili hükümler, ağ içi hizmetler ve poliçeye özgü istisnalar ödeme kararını etkileyebilir. Ancak bir istisnanın varlığı, onun her somut olayda otomatik olarak uygulanabileceği anlamına gelmez. Sözleşmenin içeriği, bilgilendirme yükümlülükleri, olayın özellikleri ve yürürlükteki hukuk birlikte değerlendirilmelidir. Vatandaşın istediği ayrıcalık değil, satın aldığı hizmetin karşılığını ve gerekçeli bir karar alabilme hakkıdır. SİGORTA UYUŞMAZLIKLARINDA DİKKAT ÇEKEN BİR VERİ Sigorta Tahkim Komisyonunun 2025 faaliyet raporunda yer alan 2024 yılı dosyalarına ilişkin dağılım, tüketici uyuşmazlıklarının boyutunu gösteriyor. Rapora göre, sigorta hakemlerince karara bağlanan 641.327 dosya içinde, 2024 yılına ilişkin dağılımda 425.355 dosyada başvuru sahibinin talebinin tamamı kabul edildi. Bu sayı toplamın yaklaşık yüzde 66’sına karşılık geliyor. 69.564 dosyada, yani yaklaşık yüzde 11’inde talepler kısmen kabul edilirken 146.007 dosyada, yaklaşık yüzde 23’ünde talepler reddedildi. Burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamalıyız: Bu veriler, her dosyanın neden sonuçlandığını tek başına açıklamıyor. Ayrıca yalnızca “kapsam dışı” gerekçesiyle reddedilen hasarları göstermiyor. Dolayısıyla bu oranlardan hareketle bütün sigorta şirketlerinin tüketicileri mağdur ettiği sonucuna varılamaz. Ancak verilerin ortaya koyduğu gerçek şudur: Sigorta uyuşmazlıkları küçümsenecek bir mesele değildir. Üstelik başvuru sahiplerinin önemli bir bölümünün talebinin tamamen veya kısmen kabul edilmiş olması, hakkını arayan vatandaşın iddiasının bağımsız değerlendirmeye değer olabileceğini gösteriyor. Vatandaş, ilk ret cevabını her zaman son söz olarak kabul etmemelidir.   PEKİ VATANDAŞ HAKKINI NASIL ARAMALI?  Sigorta şirketinden ret cevabı alan bir kişinin duygusal tepki vermek yerine belgelerle hareket etmesi gerekir. Hak arama sürecinde izlenebilecek temel adımlar şunlardır: 1. Poliçenizi ve özel şartları temin edin. Sadece poliçenin ilk sayfasına bakmayın. Teminat limitlerini, muafiyetleri, istisnaları, ek teminatları ve varsa özel şartları inceleyin. Satın alma sırasında size sunulan bilgilendirme belgelerini de saklayın. 2. Hasarı gecikmeden bildirin. Poliçede belirtilen ihbar süresine ve usulüne uyun. Fotoğraf ve videolar çekin; hasarlı eşyaların, binanın veya aracın durumunu belgeleyin. Acil güvenlik önlemlerini alın ve yapılan harcamalara ilişkin makbuzları saklayın. Güvenlik veya mevzuat gereği yapılması gereken müdahaleleri geciktirmeyin. 3. Ret gerekçesini yazılı isteyin. Şirketten, talebinizin hangi sözleşme maddesine ve hangi teknik bulguya dayanılarak reddedildiğini açıkça bildirmesini talep edin. Eksper raporunu ve hasar tespitine ilişkin belgeleri, mevzuatın izin verdiği ölçüde isteyin. 4. Eksik veya hatalı tespitlere itiraz edin. Hasar miktarının düşük belirlendiğini veya olayın yanlış değerlendirildiğini düşünüyorsanız bunu somut belgelerle açıklayın. Fotoğraflar, faturalar, servis kayıtları, sağlık belgeleri, ekspertiz raporları ve diğer kanıtlar iddianızı destekleyebilir. Gerekli hâllerde bağımsız uzman görüşü alın. 5. Sigorta Tahkim Komisyonunu değerlendirin. Uyuşmazlığınız ilgili sigorta kuruluşunun tahkim sistemine başvuru şartlarını karşılıyorsa, öncelikle şirkete yazılı başvuru yapmanız gerekir. Başvurunuz olumsuz sonuçlanırsa veya genel olarak 15 iş günü içinde yazılı cevap verilmezse Komisyona başvuru yolu gündeme gelebilir. Trafik sigortası için özel süre ve kurallar bulunabileceğinden ilgili........

© tv100