Tia Sillers: Milyonlara Ulaşan Şarkıların Ardındaki Zihin ve Kalbe Yolculuk!
Lee Ann Womack’ın “I Hope You Dance”ı, Kenny Wayne Shepherd’ın “Blue on Black”i, The Chicks’in “There’s Your Trouble”ı, Alan Jackson’ın “That’d Be Alright”ı, Trisha Yearwood’ın “Heaven, Heartache and the Power of Love”ı…
Şarkıları çoğu zaman onları söyleyen seslerle hatırlarız. Müzik dünyasında sahne ışıkları çoğu zaman yorumcuların üzerine düşse de o şarkıların bir de perde arkası kahramanları varıdır: Söz yazarları ve besteciler… Yukarıda saydığım dünyaca ünlü tüm bu şarkıların ortak paydasında da işte bu kahramanlardan biri var: Grammy ödüllü şarkı yazarı ve besteci Tia Sillers… Türkiye’de adı belki şarkıları kadar tanıdık değil. Ancak Amerikan müziğinde otuz yılı aşan yolculuğuna bakıldığında karşımıza sıra dışı bir yaratıcı kariyer çıkıyor…
Sillers’ın eserlerinin yer aldığı kayıtlar dünya çapında 30 milyondan fazla sattı. Lee Ann Womack’ın sesinden dünyaya yayılan “I Hope You Dance”, Tia Sillers ve Mark D. Sanders’a 2001 Grammy Ödülleri’nde En İyi Country Şarkısı ödülünü kazandırdı ve Yılın Şarkısı dalında aday gösterildi. Kenny Wayne Shepherd ve Mark Selby ile yazdığı “Blue on Black” Amerikan rock listesinin zirvesine çıktı ve Billboard Music Awards’da “Rock Track of the Year” seçildi.
Müzikle de sınırlı değil hikâyesi. “I Hope You Dance”dan doğan kitapla New York Times çok satanlar listesine girmiş bir yazar. Fakat aynı Tia Sillers’ın yayımlanmamış iki romanı da var. Profesyonel şarkı yazarlığının belirsiz gelir durumunda ayakta kalabilmek için kariyeri boyunca başka işler yapmış; hatta bir dönem yüksek lisans eğitiminin sağladığı imkânla iki farklı yükseköğretim kurumunda gece dersleri bile vermiş.
Bütün bunları anlatırken geçmişini cilalamaya çalışmaması, başarılarından ne kadar rahat söz ettiyse başarısızlıklarını da aynı açıklıkla anlatması, hayatın canını acıttığı yerleri başarı hikâyesinin dışına itmemesiyle güven veren, samimi bir profil çizdi.
Tia Sillers’ı daha iyi tanımak için hikâyesine Grammy’den değil, çok daha geriden başlamak gerekiyor.
Nashville’deki Bluebird Cafe’den… Burası sıradan bir kafe değil. Nashville’in şarkı yazarlığı kültürünün en özel adreslerinden biri. Küçücük salonunda çoğu zaman şarkıyı ünlü yapan yorumcudan önce, o şarkıyı yazan insan önem kazanıyor. Şarkı yazarları kendi eserlerini seslendiriyor, onların nasıl doğduğunu anlatıyor; dinleyici ise bir şarkının mutfağına neredeyse dokunabilecek kadar yaklaşıyor. Tia daha genç bir kızken saat 18.00’de başlayan programlara gidip onları dinliyor. Tia, o yıllarda her gün içinde olduğu bu dünyanın ne kadar sıra dışı olduğunun farkında bile olmadığını şu sözlerle anlatıyor:
“Daha çok gençtim. Bluebird Cafe’nin erken saatlerdeki programlarına gider, şarkı söyleyen insanları izlemeye bayılırdım. Ama bunun bir gün benim yolum olabileceğini hiç düşündüğümü sanmıyorum. Hatta her şehirde Bluebird gibi yerlerin, müzik üreten böyle dünyaların var olduğunu zannediyordum. Şarkı yazarlığı da bana muhasebecilik ya da öğretmenlik gibi gayet normal bir meslekmiş gibi geliyordu.”
İnsanı gülümseten bir naiflik var cevabında… Şarkı yazmak ona doğal gelebilirdi. Ama şarkı yazarak bir hayat kurmak hiç de kolay olmayacaktı.
Babası ressam, annesi yazardı. Dolayısıyla yaratıcılık Sillers ailesine yabancı değildi. Fakat kızlarının hayatını böylesine belirsiz bir meslek üzerine kurması başka bir meseleydi. Tia bu konuyu hiç romantikleştirmiyor:
“Şarkı yazarlığı evet, gerçek bir meslek; ama güvenli bir meslek olduğu kesinlikle söylenemez. Ben de bu çılgın riski almaya hazır hissedene kadar lisansımı ve yüksek lisansımı tamamladım. Kariyerim boyunca başka işler de yaptım. Babam ilk başta çok öfkeliydi, annem ise içten içe memnundu. Yüksek lisansım sayesinde iki farklı kolejde gece dersleri verdim; hayatımı sürdürebilmenin yollarından biri de buydu.”
Anlaşılan o ki Tia’nın hikâyesinde “her şeyi bırakıp yalnızca hayalinin peşinden gitme” romantizmi yok. Hayalinin peşinden gidiyor; ama hayatını da kazanmak zorunda olduğunun farkında…
Hikâyesinin yönünü bir otomobil bagajı değiştiriyor. Kariyerinin başlarında Volkswagen Karmann Ghia’sının bagaj kapağını sol elinin parmaklarının üzerine kapatınca parmakları kırılıyor ve gitar çalamaz hale geliyor. Üstelik Tia solak…
“Gitar çalamayınca ister istemez melodiye ve sözlere daha fazla yaslandım. Hatta bugün kendimi söz yazarı olduğumdan bile daha güçlü bir melodist olarak görüyorum.”
Yani gitarından uzak kalınca melodiyi enstrümanın yönlendirmesinden bağımsız olarak düşünmeye başlıyor. Gitar üzerindeki akorların ve alışılmış kalıpların yerine zihninde duyduğu melodilere, kendi sesine ve sözlerin o melodilerle kurduğu ilişkiye daha fazla yoğunlaşmış. Böylece yaşadığı kısıtlama, şarkı yazarlığının başka bir kasını daha fazla çalıştırmasına yol açmış.
Bu deneyimden yola çıkarak genç söz yazarlarına şu öğüdü veriyor:
“Kendinizi yalnızca yani söz yazarı diye tanımlamak bana fazla dar geliyor. Şarkı yazıyorsanız söyleyebilmeli, çalabilmeli, düzenleyebilmeli, yazabilmelisiniz. Yalnızca kelimelerle ilgilenirseniz artık şarkı yazarından çok şaire yaklaşırsınız; o zaman da sevdiğiniz bir cümleye, vermek istediğiniz anlama fazlasıyla bağlanabilirsiniz. Oysa patron siz değilsiniz. Patron şarkının kendisi. Melodi o cümleyi istemiyorsa ya da nakarata yükselmek için başka bir kelimeye ihtiyaç duyuyorsa, söz........
