"Çıkarken kapıyı örtersen makbule geçer bacım..."
Sarıkız’ın keyfi kaçmıştı. Doğan Bey “bacım” kelimesinin üstüne öyle basıyordu ki, bütün ümitlerini yıkıp götürüyordu bu kelime...
Sarıkız, duygularına hâkim olamıyordu onu görünce. Şuracıklarından bir şeyler kopup geliyordu. Rüyalarını, hayallerini süsleyen bu genç Türk beyini babası da çok seviyordu.
Doğan Bey, kendine karşı masum aşk hisleri besleyen, bu muhabbet ve hürmet gördüğü ailenin biricik kızını kırmak istemiyor, her şeyi açıkça konuşamıyordu da... Eşyalarını toplarken bir taraftan da onun çocukluk hatıralarına döndü. Aklında kalanlardan bahsetti bir müddet. Beş, altı yaşındayken derede onun için su değirmeni yapmıştı. Bir başka gün beşik, sofra, oklava, tas, tencere. Sarıkız hepsini de daha dün gibi hatırladığını, bazılarını hâlâ sakladığını, isterse getirebileceğini söyledi. Dereden geçerken suya düşmesini konuşurken gülüştüler. Doğan Bey daha fazla oyalanmamak için;
- Şu aşağıdaki zevat çok gürültü yapıyor… Çıkarken kapıyı sıkıca bir örtersen makbule geçer bacım.
Cevabını vererek kalktı. Sarıkız’ın keyfi........
