"Burasını babalarının çiftliği mi sanıyorlar? Bu ne cüret!.."
Burası diğer han odalarına nazaran daha süslüceydi. Pencereleri büyük olduğundan daha bol ışık alıyordu.
Kahvaltısını ve bugünkü yapacağı istirahatini unuttu Doğan Bey. Odanın içinde biraz yürüdü. Döndü durdu. Sonra da aklına bir şeyler gelmiş gibi koşar adımlarla hancının mekânına gitti.
Burası diğer han odalarına nazaran daha süslüceydi. Pencereleri büyük olduğundan daha bol ışık alıyordu. Duvarlarında, değişik şehir ve kültürlerinden gelen hediyeler, çeşitli eşyalar asılıydı. Bir önceki seferinde getirdiği Bursa işi kılıç da duvardaydı. Ona hususi yer ayırmıştı. Giriş kapısının üstünde kocaman bir geyik kafası, olanca tabiiliğiyle, alay ediyor gibi dişlerini sıkmış, sırıtıyor, derin mağara ağzını hatırlatan göz çukurları ise kapkaranlıktı.
Ter ve küf karışımı keskin bir koku yüzüne çarptı. Hava sıcak olduğu hâlde hâlâ camlar inikti. Hancı, köşedeki sedire uzanmış, üstünde kül rengi koyun yününden yapılmış bir örtü olan ayaklarını, karşısındaki maun sandığın üzerine dayamıştı.........
