Osmanlı ekonomik krizle nasıl baş etti?
* Osmanlı ekonomik sistemi, halkın refahını öne alır, icabında devlet kendi gelirinden vazgeçerdi. Halkı mağdur etmemek için ananelerden vazgeçmediler. Ama şeref ve fazilet mücadelesi, ekseriya pahalıya mal olur. Osmanlılarda devlet, her zaman acı reçeteyi kendisi içmiştir.
XVIII. asır sonunda dünya yeni bir devreye girmişti. Avrupa’da ilim, teknik ve istihsal (üretim) sahalarında hızlı ilerlemeler yaşanırken, ticaret yolları değişiyor; güçlü, merkezî devletler dünya nizamını yeniden şekillendiriyordu.
Osmanlı Devleti ise bu büyük dönüşümü görmüş olmakla birlikte, ona ayak uyduracak güç ve düzeni kurmakta zorlanıyordu. Esas itibarıyla fetih ve ganimetle yaşayan imparatorluk, siyasî ve ekonomik sahalarda tedricen zayıflamaya başladı.
Osmanlı Devleti’nin eski zenginliğini kaybetmesi, yalnız ekonomik sıkıntılardan değil, dünya düzenindeki büyük değişimlere karşı yeterli karşılık verememesinden ve çoğu zaman da elindeki imkânların yetersizliğinden kaynaklanmıştır. Devlet bu gerileyişi durdurmak için çeşitli adımlar atmış; ancak güç kaybının derinliği ve dış baskıların şiddeti sebebiyle bu adımlar çoğu zaman beklenen neticeyi vermemiştir.
Sanayi İnkılabı, Osmanlı’nın düşüşünde tayin edici bir noktadır. Avrupa devletlerinin makineleşme sayesinde ucuz ve seri imalata kavuşması, Osmanlı pazarını kısa zamanda Avrupa mallarıyla doldurdu. Loncalara dayalı klasik imalat tarzı rekabete direnemedi. Devlet, bunun farkındaydı; ancak sermaye eksikliği, siyasi ve idari dağınıklık sebebiyle modern sanayi kurma teşebbüsleri sınırlı kaldı.
Keşiflerle Akdeniz’in ehemmiyetini kaybederek ticaret yollarının Atlas Okyanusu’na kayması, Osmanlı’nın asırlardır sahip olduğu aracılık rolünü zayıflattı. Devlet, yeni düzen içerisinde yer edinmek istese de donanmanın zayıflığı, mali kaynakların tükenmesi ve siyasi baskılar buna imkân tanımadı.
Böylece imparatorluk, dünya ticaretinin merkezinden yavaşça uzaklaştı. Bunun üzerine tedbir olarak ecnebi tüccara tanınan imtiyazlar (kapitülasyonlar), hem ekonomiyi bir nebze canlandırıyor hem de hazineye muntazam gelir temin ediyordu. Bu da yetmeyince mali darlığı gidermek için alınan dış borçlar ise zamanla ağır bir yük hâline geldi.
Osmanlı’nın zenginliğini kaybetmesi sadece ekonomik zayıflıktan değil, aynı zamanda dünya siyasetinin ve ticaretinin yön değiştirmesi karşısında duyduğu derin çaresizlikten kaynaklanır. İmparatorluk, gelen büyük dalgaya gücü yetmediği için direnememiştir.
Rusya, Avusturya ve İngiltere gibi devletlerin artan baskısı altında uzun ve masraflı harblere sürüklendi. Tarihî ve jeostratejik mecburiyetler hem toprak kaybına hem de hazineyi tüketen büyük bir yükün meydana gelmesine yol açtı. Devlet sulh arzu ediyor, fakat bunu temin edecek kuvvete sahip bulunmuyordu.
Böylece Avrupa’da ortaya çıkan merkezî ve güçlü bürokratik devletler karşısında giderek güç kaybetti. Rusya, Avusturya ve İngiltere gibi devletler hem askerî hem de ekonomik gücü birleştirerek global rekabeti tayin eder hâle gelirken; Osmanlı İmparatorluğu, bazı imkânsızlıklar sebebiyle bu yarışa ayak uyduramadı. Öteden beri harb ekonomisi ganimet üzerine kurulmuştu. Mağlubiyetler bu kaynağı kuruttu. Harblerin uzaması, masrafların artması ve dış borçlanmalar da mali çöküşü hızlandırmıştır.
Napolyon’un bir harbi kaybettiği haberini getiren yaveri, vaziyeti izah için uzun bir liste hazırlamış. “Majesteleri, harbi kaybetmemizin on kadar sebebi var” demiş. Napolyon saymasını emretmiş. Yaver cevap vermiş: “Efendim, birincisi barut bitti” deyince, Napolyon: “Tamam, gerisini saymana lüzum yok!” diyerek konuşmayı kesmiş. Bir orduda barut, yani temel harb malzemesi bittiyse başka hiçbir sebebi münakaşanın manası yoktur. Zira en temel unsur eksik olduğu takdirde diğer izahlar tali kalır.
Para darlığı ve nüfus azlığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun zenginliğini kaybetmesinin en mühim iki amilidir. Halkın lüks mallara düşkünlüğü sebebiyle, memleketteki altın ve gümüş, Avrupa mamulatı mukabilinde elden uçmuştur.
Uçsuz bucaksız arazide, az ama kozmopolit nüfus ve parasızlık, sermaye birikimini önlemiş, deha sahibi insan yetişme nispeti az olmuştur. Nihayet son zamanda başa geçen çılgınlar çöküşü hızlandırmıştır.
Arazinin çoğu verimsiz, suyu kıt, dağlık, nakliyeye........
