En sevgili...
Arsızlığın, hırsızlığın, her türlü ahlaksızlığın artık neredeyse normal karşılandığı bir zamandayız. Maalesef Müslim-gayrimüslim değişmeksizin bütün dünyada durum bu. Devlet başkanının gayriahlaki videoları çıkıyor adam benim onlarla bir alakam yok diyor. Hırsıza hırsızlığı ispat ediliyor bunda ne var ki tarzında bir tepki veriyor. Öyle ki doğru ile yanlışın birbirine karıştığı bir devre giriyoruz...
Bugün insanımızın kimlerin peşine takıldığını düşünüyorum da memleketimizin istikbali cihetinden derin kaygılara kapılıyorum. Daha düne kadar İslam’ın kılıcı olan Türk milleti son yüz senede öyle bir savruldu ki bunun dünya tarihinde ikinci bir misali yok. Evet yanlış okumadınız ikinci bir misali yok!
Kötü niyetlilerin durumu zaten belli fakat iyi niyetliler de bu atmosferde şaşırmış hâldeler. Bütün bu dengeler beşerî tedbirlerle yerli yerine oturtulamaz. Herkese rollerini hatırlatacak ve onları ölümcül hatalardan kurtaracak biricik yol İslamiyet’tir. Gençliğimizi, daha doğrusu milletimizi hatta bütün insanlığı düştüğü bataktan yalnızca İslamiyet kurtarabilir. İslamiyet ise mezhepsizlerin dediği gibi Kur’ân’a bakarak öğrenilemez!
Gençlerimiz elimizden kayıp gidiyor. Tedbir olarak düşünülen şeyler yaraya derman olacak vasıftan uzak. Hatta bunlar yarayı daha da ağır hâle getirecek türden şeyler. İmam Hatip Okullarında vazifeli idareci ve öğretmenler için düşünülen okuma projesi bu kabildi ki bunu geçen haftaki yazımızda detaylıca ele almıştık. Yani bir şeyler yapma isteği var fakat çoğu zaman yapılmak istenen şey maksada hizmet etmediği gibi tam tersi bir rol de oynuyor.
Yapmamız gereken şey bu değil. İslamiyet’i yalan yanlış kitaplardan, oryantalistlerden veya oryantalist kafalı yerlilerden öğrenmeye çalışmak cinayetle eş değer bir fiil. O kişiler o kitaplar elde kalan son doğruları da alıp götürecek yapıda. Hiçbir aklı başında insan böyle bir netice istemez. Bin sene din-i İslam’ın bayraktarlığını yapmış bu asil milletin kendine gelmesini arzu eder. Bunun en kestirme yolu Şanlı Peygamberimizi milletimize yeniden tanıtmaktır. Tanıtmak derken belli cümleleri ardı ardına sıralamaktan bahsetmiyorum. O’nu hakkıyla tanımak ve tanıtmaktan söz ediyorum.
O olmasaydı hiçbir şey olmayacaktı... Canlılar, cansızlar, insanlar, melekler, karalar, denizler, gökler… Her şey O yaratıldı diye yaratıldı. Rabbimiz O’na "Habibim" yani "Sevgilim" diyor ki bu makamı başka hiçbir kimseye vermedi.
Tefsir ve hadîs âlimlerimizden çoğu bildirdiler ki: “Cenâb-ı Hakk, kendi nûrundan latîf ve büyük bir cevher yaratıp, ondan bütün kâinatı sırasıyla vücuda getirdi. Bu cevhere 'Nûr-ı Muhammedî' denir. Bütün ruh ve cisimlerin başlangıcı ve menşei bu cevherdir.” Eshâb-ı kirâmdan Cabir bin Abdullah, bir gün; “Yâ Resûlallah! Allahü teâlânın her şeyden evvel yarattığı şey nedir?” diye sorunca; “Her şeyden evvel senin peygamberinin nûrunu yani benim nûrumu kendi nûrundan yarattı. O zaman; levh, kalem, Cennet, Cehennem, melek, semâvât........
