menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yakın olan mı, ehil olan mı?

25 0
21.06.2026

Bunun adı konulmamış ama herkesin içten içe bildiği bir hastalık: "Bana yakın olanı yukarı çekerim" hastalığı.

Şirketlerde de var bu. Partilerde de. Derneklerde de. Devlet kurumunda da. Kim en çok boyun eğerse, kim en çok "siz bilirsiniz efendim" derse, kim patronun yokluğunda bile patronu konuşuyormuş gibi davranırsa o yükselir. Kim dürüst fikir söylerse, kim "bu iş böyle olmaz" derse, kim masaya farklı bir bakış açısı getirirse o dışarıda bırakılır. Sessizce. Kibarca. Ama bir gün kesinlikle.

Bunda şaşıracak bir şey yok aslında. İnsan tabiatında var bu. Sizi seven insanı sevmek, size yakın duranı öne çıkarmak… Bu duygu tamamen yanlış da değil. Mesele şu: Bu duygu, karar masasına oturduğunuzda da devam ederse, orada iş değişir.

Bir öğretmeni düşünün. Sınıfta her zaman öğretmeni çok seven çocuklar olur. Dersten önce gelir, tahtayı silerler. Koridorda selam verirler, bayramlarda tebrik mesajı atarlar. Öğretmen o çocukları biraz daha sıcak karşılayabilir, biraz daha gülümseyebilir; bunda sorun yok, insanız.

Ama not defterini açtığında, o sevgili öğrenciye hak etmediği notu verirse — artık o, öğretmen değil, bir şeyin suç ortağıdır.

Gerçek öğretmen kimdir? Belki hiç göz teması kurmadığı, hiçbir zaman gönüllü cevap vermediği, sınıfın en köşesinde oturan öğrencisine bile kâğıdını okuyup hak ettiği notu eksiksiz verebilen kişidir. İşte o not defteri açıldığında sempati devreye girmez. Girerse, o sınıfta adaletten söz etmek mümkün değildir.

Yöneticilik........

© Türkiye